Geçen hafta ilk sezonu yayınlanan Carrie dizisinin altında imzası bulunan, son dönemin popüler korku yapımcısı Mike Flanagan ile dizinin geneli ve geleceği üzerine bir sohbet yapılmış. Ben de size bu sohbeti aktarmak istedim. Keyifli okumalar…

Flanagan, bu proje kendisine sunulduğunda aslında hiç mi hiç sıcak bakmamış. Halihazırda ikonik bir uyarlaması olduğu gibi, üstüne birçok kez daha da ekranlara konuk olmuş bir hikâye ona göre. Stephen King hikâyeleri ile kimyası uyuşsa da birçok kez uyarlanmış bu hikâyeye girişmeyi haklı olarak gerekli görmemiş.

—- BU NOKTADAN İTİBAREN YAZININ KALANI SEZONUN GENELİNE DAİR BOLCA İSPİYON İÇERMEKTE OLDUĞUNDAN SEZONU TAMAMLAMAMIŞ YA DA HİÇ BAŞLAMAMIŞ İZLEYİCİLERİN BU YAZIDAN UZAK DURMALARI TAVSİYEDİR. —-

Carrie’yi daha büyük bir evrenin giriş kapısı olarak kullanma fikri ona bu projeye evet dedirten karar olmuş. Flanagan’a göre Stephen King eğer bu kitabı meslek hayatının daha ileri bir döneminde yazmış olsaymış Carrie’nin sahip olduğu güçlere “The Shining” adını verirmiş. Ve “The Shining” özel güçlerine sahip olduğu bu alternatif gerçeklikte Carrie’nin, özel güçleri olan çocukları avlayıp, onlara işkence eden ölümsüz vampirler grubu “True Knots”un ya da bu çocukları büyük bir araştırma-geliştirme merkezine kapatıp üzerlerinde deneyler yapan ve onları kullanan “The Institute” bilim insanlarının ilgi odağı haline gelmesi kaçınılmaz olurmuş.

Ne yazık ki “The Institute” kitabının yayın hakları MGM+ kanalı tarafından satın alınmış, hatta dizinin ilk sezonu yayınlanmış, ikinci sezonu da yapım aşamasında. Tabii bu durum Flanagan’ı durdurmamış. “The Institute” kullanılamaz durumda olsa da Carrie gibi hakim olması zor bir karakterin birilerinin radarına girmemesi imkânsız ona göre. Daha büyük bir oluşumun olaya dahil olması şart.

Ama evreni ne kadar genişletebilecekleri üzerinde sağlam kafa patlatmaları gerekmiş. Sonuçta telekinezi gücü TK genine bağlı ve bu gen de evrende sadece kadınlarda aktif olabilen bir gen. Bu durum evreni genişletme kısmında sınırlayıcı olsa da aynı zamanda hikâyeye bir yön verme konusunda epey yardımcı olmuş. Tüm bu faktörler tek bir cevaba yönlendirmiş Flanagan’ı. “The Institute” olmayan bir enstitü. Kötü niyetli devlet elinden çıkma bir kurum yerine, özel güçlere sahip kadınlar tarafından yürütülen gizli bir toplulukta karar kılmış Flanagan.

Carrie’nin güçlerini uzaktan hissedip, araştırma için en başından bölgeye topluluk üyelerinden birkaçını gönderen bu topluluk, balo gecesi de katliam sonrasında da hep olay yerinde. Kendilerini belgesel ekibi olarak tanıtıp olayların içinde kalmaya, daha doğrusu olayları kontrol altında tutmaya devam ediyorlar.

Flanagan bu gizli topluluğun başına kendi eşini, yani Kate Siegel’i yerleştirmiş. Canlandırdığı Adeleide’in, eğer planladığı gibi diziyi 3 sezona tamamlayabilirse, evrenin gelişiminde büyük bir rol oynayacağını, geliştirmeye açık bir karakter olduğunu söylüyor. Kate de, orijinal hikâyede de yer alan ancak önceki uyarlamalarda hiç kullanılmayan bir karakteri canlandırmaktan hayli memnun.

Hikâyeyi geliştirme çabasıyla elbette bazı ödünler de verilmiş. Kaynak materyalden sapmak zorunda kaldıkları kısımlardan da bahsetmiş Flanagan. Birincisi zaten bu bahsettiğimiz özel güçleri olan kadınlardan oluşan gizli topluluk ve beraberinde gelen Emaline karakteri. Emaline, Adeleide tarafından Carrie’ye göz kulak olması için gönderilen astral seyahat yapabilen bir topluluk üyesi. Kendini sıradan bir sınıf arkadaşı olarak tanıtsa da aslında çok daha fazlası. Sezon finalinde Carrie’nin bedenine musallat olarak aslında katliama sebep olan esas kişi.

Bu da kaynak materyalden diğer bir sapma. Flanagan dizinin geleceğinde Carrie’yi olabildiğince sevilebilir tutma çabasıyla hikâyeden biraz ödün vermiş. Ona göre Carrie’nin balo gecesinde bilerek ve isteyerek herkesi katletmesi, ileride izleyicinin onunla empati yapabilmesini etkileyebilirmiş. Carrie’nin hem hâlâ sorumlu olacağı ama bir yandan da bir canavar olarak görülmeyeceği bir alternatif yol arayışına girerek Emaline karakterinin müdahil olmasına karar vermiş. Bir yandan da Chris karakterini öldürenin sadece ve sadece Carrie olduğunun anlaşılır olduğundan emin olmak istemiş. Burada suçu atabileceği ya da paylaşabileceği biri yokmuş. Flanagan izleyicinin en başından beri Carrie’nin zorbalarından intikam almasını dört gözle beklediğini bildiğinden ama bu süreçte aralarında birçok masum çocuğun da bulunduğu balo sahnesini bu intikam için kullanmak ona etik olarak biraz fazla geldiğinden Chris sahnesiyle bu tatmini vermek istemiş.

Carrie’nin güçleri üzerinde de biraz değişiklikler yapılmış. Kitapta Stephen King de Carrie’nin başka güçleri olabileceğine dair sinyaller vermiş. Flanagan da buna sırtını dayayarak Carrie’nin güçlerini biraz geliştirmiş. Başkalarının astral formlarını görme, geleceği görme bunlardan bazıları. Bölüm açılışları olarak kullandıkları tarihin farklı dönemlerinden özel güçlü kadınlara dair sahneler de belki de Carrie’de ileride görebileceğimiz güçlere dair ufak ipuçları. Carrie, özel güçlere sahip kadınlar arasında bile özel bir yere sahipmiş. Kısacası Carrie ile ilgilenen birden fazla topluluk olabilirmiş.

Finali de bunun nihai bir son olabileceği düşüncesiyle yazmış. Olay yerinden arabayla kaçan Carrie, Emaline ile kendi özgürlüğüne doğru ilerlerken bunun aynı zamanda yeni bir hikâyeye yolculuk olabileceğini de vermek istemiş. Burada kalırsa hikâyenin bağlandığı tatmin edici bir final olsun istemiş ama kapıyı aralık bırakmak bu hikâyede onun için önemliymiş.

Carrie’yle çok daracık bir dolabın içinde tanışmışız ve ilk yaptığı şey bize gülümsemek olmuş. Ona önünde ufuk çizgisinden başka bir sınır bulunmayan fazlasıyla geniş, ferah bir ortamda veda etme fikri hoşuna gitmiş. Bize yaptığı son şey yine gülümsemek olmuş.