Heated Rivalry || Tanıtım
6 yorum aytackara 14 Ocak 2026 08:31

Gay hokey oyuncularının dizisine hoş geldiniz sayın seyirciler.
Espri bir yana, malumunuz, yakın dönemde gündemin orta yerine bomba gibi düşen bir dizi olduysa işte o dizi Heated Rivalry ‘nin ta kendisi oldu. 6 bölümlük ilk sezonunu birkaç hafta önce tamamlamasına rağmen halen konuşulmaya devam ediyor.
Kanada yapımı, dijital platform Crave’de yayınlanan dizi, ABD ve Avustralya’da HBO Max’e geldi. 2. sezon onayının duyurulduğu sırada HBO Max’in dizinin yayın hakkını dünya geneline doğru genişleterek aldığını, bu ülkelerin arasında (tabii ki) Türkiye’nin yer almadığını da öğrendik.
Jacob Tierney (Letterkenny) imzalı, spor ve romantizmi bir araya getiren Heated Rivalry‘nin başrollerinde Hudson Williams ve Connor Storrie yer alırken dizinin kadrosunda François Arnaud, Robbie G.K., Christina Chang, Sophie Nélisse, Ksenia Daniela Kharlamova, Callan Potter ve Dylan Walsh da bulunuyor.
Not: Accent Aigu Entertainment ve Bell Media ortaklığıyla hazırlanan ilk sezon tamamen Kanada yapımı olduğu için Emmy’de yer bulamayacak, ancak açılışı GLAAD adaylığıyla yaptı bile. Hatta HBO, bildikleri yoldan ilerlemeleri adına 2. sezon yapımına da karışmayacaklarını belirtti.

Dizi, esasında Rachel Reid’in “Game Changers” adlı kitap serisinden uyarlanarak hazırlandı. Roman serisinin ortak noktası ise karakterlerinden ziyade “hokey”.
Heated Rivalry ismi serinin 2019’da çıkan ikinci kitabından geliyor. Kitabın ana karakterleri Ilya ve Shane’in merkezinde olduğu, 2022’de yayımlanan bir roman (“The Long Game”) daha bulunuyor. Kısa süre önce gelen duyuruya göre, Eylül 2026’da 3. kitap (“Unrivaled”) gelecek.
Ayrıca serinin adını aldığı “Game Changer” romanı, yine dizideki ana karakterlerden Scott Hunter ve Kip Grady’yi konu alıyor. Hatta onların hikayesine özellikle 3. bölümde konuk oluyoruz…
Serideki diğer üç kitap ise buz hokeyi oynayan bir ana karakteri mutlaka bulunduran queer bir hikâye olmakla birlikte bağımsız isimleri konu alıyor. Eylül 2026’da yayımlanması planlanan kitabın serinin 7. ve son kitabı olacağı belirtildi.

Peki bolca 18+ queer seks sahnesini ve dolayısıyla umuma açık alanlarda kesinlikle izlenmemesi gerektiğini kenara koyabilirsek, bu dizi ne anlatıyor?
Heated Rivalry, rakip takımlarda oynayan iki profesyonel buz hokeyi oyuncusu (Kanadalı) Shane Hollander ve (Rus) Ilya Rozanov’un ilişkisi üzerine kurulu. Birbirlerinden pek hoşlanmasalar ve aralarındaki yıllara dayanan rekabet medya ve kamuoyunun ilgisiyle alevlense bile, spor kariyerlerine devam ederlerken karmaşık/cinsel/duygusal/gizli bir ilişkiye adım atıyorlar. Biz de bu ilişkiyi ve aşamalarını zaman atlamaları eşliğinde birkaç yıla yayılacak şekilde izliyoruz.
Shane’in Kanada’daki ailesiyle ilişkisi, Ilya’nın Rusya’daki ailesiyle gergin durumu, ön planda olmasa bile kendine yer bulan hokey sahneleri, iki ismin de kendi ortamlarında ya da iç dünyalarında olup bitenler derken sezona pek çok şey sığıyor ve önümüze geliyor.
Not: Diziyle ilgili daha önce bu başlıkta yorum yapılıyordu.

Heated Rivalry, geçtiğimiz yılın en iyi ve güzel sürprizlerinden birisiydi. Kıyıda köşede kalmasını beklemesem de bu seviyede bir kolektif bir beğeni aklımdan geçmiyordu açıkçası.
Gün itibarıyla IMDb’si 9.1’de, son iki bölümün puanları 9.9.’da mesela. Kaldı ki 5. bölüm içlerinde benim de en sevdiğim oldu. Kariyerlerinin başlarında sayılabilecek iki ismi sektöre tanıtmasının yanı sıra The Borgias zamanından beri pek sevdiğim François Arnaud’un tanınırlığının ciddi ölçüde artmasını da sağladı.
Heated Rivalry, pek çok queer yapımın karamsar anlatımına pek de kapılmayıp zamanla gelişen ve duygusal ya da mizahi tarafıyla zenginleşen bir ilişkiyi düzgünce ve akıcı biçimde anlatıyor. Spor dünyasındaki içselleşmiş homofobinin de etkisiyle dışarıya açık olmayan iki, hatta üç karakterin hayatını abartıya kaçmadan, hakkını veriyorlar denebilecek performanslar eşliğinde sunuyorlar bence.
Sezonun genelinde, özellikle de baş kısımlarında zaman atlamalarının sık olmasının “Ne oluyoruz?” dedirttiği oldu bu arada. Ayrıca diziyi izlerken bütçesinin yüksek olmadığını da anlıyorsunuz. Ama ellerindekiyle düzgün ve görünen o ki bayağı sadık bir uyarlama çıkarmışlar ortaya. Sezonun ilk yarısında baskınlığı daha çok olan 18+ sahneler kimilerine fazla/gereksiz gelebilir, zira bu açıdan bakarsak soft porn çektikleri esprileri de havada uçuşuyor esasında, ama şahsen dengeyi bir şekilde kurduklarını ve durumu baştan kabul edince devamının daha da kolay/rahat ilerlediğini veya izlendiğini düşünüyorum. Umarım arkalarına aldıkları rüzgarı 2. sezonda da devam ettirebilirler.
Böyleyken böyle işte… İzleyeceklere iyi seyirler.





yorumlar
Türk dizileri fazla ünlü oldu, diyorum ben.
https://x.com/i/status/2012421483109199896
Bugün ilk üç bölümü seyrettim. (Biraz ispiyon içerebilir dikkat)
Bol zaman atlamalı, bol sevişmeli ilk iki bölümü sevdim, ama konu bakımından dar buldum. ”Ne anlatacaklar ki?” diye düşündüm. Sevişme sahneleri itici gelmedi hiç, estetik bir şekilde o romantizmi yansıtmayı başarmışlar. Ama bu ikiliyi bir oturup konuşurken, bir şeyler paylaşırken de görmek isterdim. Yatak arkadaşı olmaktan öte bir şey hissetmiyor ya da paylaşmıyor gibilerdi. Zavallı Shane, en empati kurulası taraf oydu sanırım. Asansör sahnesinde bir klişe gelir mi (asansör kapısına son dakika uzanan el ve öpüşmeler) diye bekledim gelmedi, yazıp yazıp sildi, içine attı garibim. Ilya ise tipik bir Rus karakter olarak, aşkını ”gizli saklı” yaşaması haricinde de soğuk, hatta biraz sevimsiz bir tip.
İkilinin spordaki rekabetinin günlük hayatlarına ve ilişkilerine taşması, çocuk gibi merdivende bile ”kim önce çıkacak” diye kapışmaları da ilginç, hatta diziye yer yer ”şimdi ne olacak” dedirtecek kadar bir gerilim katıyor. İkinci bölümdeki Ilya’nın odasındaki yatak sahnesi gibi.
Yine bir yan hikaye olarak ailelerin çocuklar üzerindeki etkisi ve ”proje çocuk” yetiştirme çabaları, tek sorunun sadece ”dolapta kalmak” olmadığı, ailenin, toplumun, hatta sponsorların insan üstündeki baskıları da dizide işlenen önemli konular. Şayet para yedirdiğiniz bir ağabeyiniz yoksa hokey oyuncuları güzel para kazanıyormuş, diye düşündüm. Maşallah hepsinin şahane evleri, şahane yaşantıları var. (”Dışı seni içi beni” durumu tabii.)
Dizinin neden sevildiğini de izleyince anlıyorsunuz, birbirine rakip olarak gösterilen iki sporcunun yaşadığı yasak aşk, çok izlenesi ve keyifli bir konu. Bir de bu ikili eşcinsel olunca bildiğimiz klişeleri sanki hiç izlememişiz gibi geliyor, nispeten bakir bir alanda gezindikleri için ilgi çekmeleri olağan. (”Beni Adınla Çağır” tipi birkaç film olabilir de bu konseptte dizi pek gelmedi aklıma; ”Kalp Çarpıntısı”, ”Love, Simon” belki zira oradaki kahramanlar ergendi diye biliyorum, izlemedim onları. Bunun kadar ses getirdikleri de söylenemez.)
Üçüncü bölüm ise yukarıdaki tezimi doğrularcasına doldurma bir bölüm olmuş. Bu ara bölümleri uzun soluklu dizilerde, sit-com’larda sık sık görürüz. Bir sezonda yoğun tempoda 23-26 bölüm çektikleri için, araya özel bölüm sıkıştırırlar. Halbuki bu dizinin öyle bir temposu yok, ilk sezonu 6 bölümden oluşuyor. O yönden ana hikayenin bir kenara bırakıldığı bu bölümü biraz gereksiz buldum, hatta madem öyle antoloji türünde bir dizi yapsaydınız diye geçirdim içimden. Bu bölümdeki çiftimizi ve hikayelerini o kadar çok sevdim ki, bunların yanında Shane ve Ilya ikilisine yağmurlu havada su veresim gelmez. Dizinin ana çiftinin hikayesi bu kadar incelikli değildi, bana çok bir şey hissettiremedi. Madem bu çifti bu kadar incelikli işleyebiliyordunuz, neden ana hikayedeki çifte böyle bir hikaye yazmadınız/neden bunlar esas çift değil diye dşündüm. Bölüm kısa metraj bir film gibiydi ve gerçek olamayacak kadar güzeldi. Güzeldi ama tek sorun ”açılamama” değil, işin içinde biraz love bombing de vardı, dışarıdan bakınca o rahatsız ediciydi.
Kalan üç bölümü de izledikten sonra bir şeyler karalarım yine.
“Quiz Night” varmis, meraklisina…
Roman serisinin haklarını Yabancı Yayınları almış.
Connor Storie 28 Şubat‘ta SNL’i sunacak.
keşke beraber sunsalardı.