DC Comics yönetimine, 2023 yılında daha önce Marvel projelerinde çalışmış James Gunn ve Peter Safran getirilmişti. Bu devirden sonra ikili 10 yıllık bir planla geldiklerini açıklamış; oluşturdukları evreni sıfırlayarak yeni baştan bir evren kurma hazırlığına girişmişlerdi. Dizi, film ve animasyon kanadının dizi kısmında projelerinden bir tanesi Lanterns’tı.

2024 yılında hazırlanmaya başlanan proje, 2026’nın ağustos ayında bizlerle HBO Max aracılığıyla buluştu. Şu ana kadar dört bölüm yayınlanan dizimizin sezonu sekiz bölüm sürecek. Bölüm süreleri 50-60 dakika aralığında değişmektedir. İkinci sezonu ile ilgili henüz bir haber yok ancak dizide rol alan Aaron Pierre aynı karakteriyle 2027 yılında yayınlanacak olan Man of Tomorrow filminde de rol alacak.

Dizinin mutfağında Chris Mundy, Damon Lindelof ve Tom King gibi isimler bulunmaktadır.

Öncelikle Green Lantern nedir, ne değildir tarihini merak edenleri bu kısma alalım:

Yeşil Bir Mirasın Yetmiş Beş Yılı: Green Lantern’ın Çizgi Roman Tarihi

Süper kahraman evreninde çok az karakter, Green Lantern kadar köklü bir dönüşüm geçirmiştir. Bugün bir yüzük takıp iradesiyle her şeyi yaratabilen bir uzay polisi olarak bilinen bu isim, aslında farklı dönemlerde farklı yazarların elinden geçmiş, kimi zaman tamamen yıkılıp yeniden inşa edilmiş bir mitolojinin adıdır. Bu yazıda, karakterin 1940’lardan günümüze uzanan yayın tarihini, dönüm noktalarını takip ederek anlatmaya çalışacağız.

 

Altın Çağ: Bir Fener, Bir Yüzük ve Alan Scott

Green Lantern’ın kökleri, Amerikan çizgi romanının henüz emekleme döneminde, 1940 yılına dayanır. Karakter, Martin Nodell’in kaleminden ve Bill Finger’ın senaryo katkısıyla All-American Comics #16’da okurla tanışır. Nodell, New York’a yeni gelmiş genç bir çizerdir ve editör Sheldon Mayer’in yeni bir kahraman arayışına yanıt olarak, aklında biriken pek çok imgeyi tek bir figürde birleştirir: Yunan mitolojisinden esintiler, Wagner’in opera döngüsünden ilham ve bir tren istasyonunda gördüğü yeşil sinyal feneri. Ortaya çıkan karakter Alan Scott’tır; bir demiryolu mühendisi olan Scott, geçtiği bir köprünün sabote edilip patlatılması sonucu hayatta kalır ve enkazın içinden, göktaşından yontulmuş gizemli bir fenerle karşılaşır. Bu fenerden ürettiği yüzük ona uçma, duvarlardan geçme ve zihniyle nesneler yaratma gücü verir; tek zaafı ahşaptır.

Alan Scott kısa sürede kendi adını taşıyan bir seriye kavuşur ve 1940’ların en tanınan kahramanlarından biri hâline gelir. Justice Society of America’nın kurucu üyeleri arasında yer alır. Ne var ki savaş sonrası dönemde süper kahraman furyasının sönmesiyle birlikte, karakterin solo serisi 1949’da 38. sayıyla kapanır. Scott bir süre daha grup hikâyelerinde görünmeye devam etse de, sektörün geneline hâkim olan düşüş onu da sahneden çeker.

Gümüş Çağ: Uzaydan Gelen Yüzük ve Hal Jordan

1950’lerin sonunda DC Comics, editör Julius Schwartz önderliğinde Altın Çağ kahramanlarını yeni kimliklerle diriltme stratejisine girişir. Flash’ın yeniden doğuşundaki başarının ardından sıra Green Lantern’a gelir. Yazar John Broome ile çizer Gil Kane, 1959 yılında Showcase #22’de tamamen farklı bir köken hikâyesi sunar: Bu sefer karakter bir mistik değil, test pilotu Hal Jordan’dır. Hikâyeye göre, Oa gezegenindeki Muhafızlar tarafından kurulan galaktik bir düzen gücü olan Green Lantern Corps’un üyesi Abin Sur, Dünya’ya düşen gemisinde ölmek üzereyken yüzüğü, korkusuz bir insan bulup onu halef seçmesi için gönderir. Yüzük, Ferris Havacılık’ta çalışan Jordan’ı seçer. Kane’in tasarımında, oyuncu Paul Newman’dan görsel ilham alınması da dikkat çekicidir.

Bu yeniden yorum, karakteri kökten değiştirir: Artık mistik bir fenerin değil, evrensel bir örgütün gücünü taşıyan Jordan, yalnızca Dünya’yı değil, kendisine ayrılmış uzay sektörünü de koruyan bir görevlidir. Bu dönemde Green Lantern Corps kavramı da doğar; binlerce farklı türden üyesi bulunan bu teşkilat, sonraki altmış yılda serinin en zengin kaynaklarından biri olacaktır.

Yeni Yüzler: Guy Gardner ve John Stewart

1960’ların sonunda seri, Jordan’a alternatif olabilecek yeni karakterler kazanır. 1968’de Green Lantern #59’da, yine Broome ve Kane’in elinden, Jordan’ın olası bir yedeği olarak Guy Gardner tanıtılır. Ardından 1971 yılında, yazar Denny O’Neil ile çizer Neal Adams’ın toplumsal meselelere eğilen ünlü ortak çalışmaları sırasında, Green Lantern #87’de mimar John Stewart sahneye çıkar. Oyuncu Sidney Poitier’den ilhamla tasarlanan Stewart, dönemin ırkçılık ve fırsat eşitsizliği gibi konularını doğrudan işleyen hikâyelerle, DC evreninin öne çıkan ilk Siyahi kahramanlarından biri olur. Gardner ciddi bir yaralanma geçirince, Muhafızlar yedek olarak Stewart’ı seçer ve karakter zamanla kendi başına bir Green Lantern kimliği kazanır.

Yıkım ve Yeniden Doğuş: Emerald Twilight’tan Rebirth’e

1990’ların başında seri, kırk yıldır süregelen düzeni tamamen tersine çeviren bir dönüşüm yaşar. Yazar Ron Marz’ın kaleme aldığı “Emerald Twilight” hikâyesinde, Hal Jordan’ın memleketi Coast City bir düşman saldırısıyla yok edilir. Acısına dayanamayan Jordan, kurallara aykırı biçimde şehri yüzüğüyle diriltmeye kalkışınca Muhafızlarla çatışmaya girer, Oa’daki merkez güç pilini ele geçirir ve neredeyse tüm Green Lantern Corps’u yok ederek kötücül bir figüre, Parallax’a dönüşür. Bu yıkımın ardından, Muhafız Ganthet son yüzüğü genç bir sanatçı olan Kyle Rayner’a verir ve on yılı aşkın bir süre boyunca Rayner, evrenin tek Green Lantern’ı olarak seriyi taşır.

Bu köklü kopuş, 2004-2005 yıllarında yazar Geoff Johns’un altı bölümlük “Green Lantern: Rebirth” mini serisiyle onarılır. Johns, Jordan’ın kötülüğe dönüşmesinin aslında yıllardır onu içeriden etkileyen kozmik bir korku varlığının, Parallax’ın, manipülasyonu olduğunu ortaya koyar. Rayner, Stewart, Gardner ve Kilowog’un ortak çabasıyla Jordan bu varlıktan arındırılır ve hem kendisi hem de Green Lantern Corps eski konumuna kavuşur. Johns’un bu dönemde kaleme aldığı Green Lantern serisi, 2007’deki “Sinestro Corps War” ve 2009’daki “Blackest Night” gibi büyük olay örgüleriyle, karakterin belki de en çok sevilen ve satan dönemine imza atar. Bu hikâyelerde duygusal spektrum kavramı genişletilir; korku, irade, umut, öfke gibi duygulara karşılık gelen farklı renkte yüzük teşkilatları tanıtılır ve Green Lantern mitolojisi kozmik ölçekte yeniden şekillenir.

Yakın Dönem: Yeniden Başlangıçlar ve Ekranlara Uzanış

2011 yılında DC’nin “New 52” adlı büyük yeniden lansmanıyla birlikte Green Lantern serileri de sıfırdan numaralandırılır; Hal Jordan, John Stewart, Guy Gardner ve Kyle Rayner farklı başlıklarda paralel hikâyeler sürdürür. 2016’daki “DC Rebirth” girişimiyle klasik continuity unsurları kısmen geri getirilir. Takip eden yıllarda seri, hem Jordan merkezli klasik anlatılara hem de Jessica Cruz ve Simon Baz gibi yeni nesil karakterlere yer açar. Alan Scott’ın kökeni de bu dönemde yeniden ele alınarak, karakterin eşcinsel kimliği hikâyeye dahil edilir; bu, seksen yıllık bir mirasın modern okurla yeniden buluşturulma çabalarından biridir.

Bugün Green Lantern, çizgi romanların ötesinde animasyon dizilerinden sinema uyarlamalarına, canlı aksiyon televizyon projelerine kadar geniş bir medya evreninde varlığını sürdürüyor. Ancak karakterin asıl gücü, belki de hiçbir zaman tek bir isme veya tek bir çizgiye sabitlenmemiş olmasında yatıyor. Alan Scott’ın mistik feneri, Hal Jordan’ın uzay polisiyle taşıdığı iradesi, John Stewart’ın mimar bakışı ve Kyle Rayner’ın sanatçı ruhu, hepsi aynı yeşil ışığın farklı yansımaları olarak, karakteri sekiz-on yıl boyunca canlı tutmayı başardı.

Diziye geçecek olursak:

Hal Jordan (Kyle Chandler), tüm dünyaca tanınan Lantern’ların yeryüzündeki polislerinden bir tanesidir. Artık kendini emekli etme umudu olan Hal yetiştirmek üzere son öğrencisi olarak düşündüğü John Stewart (Aaron Pierre)‘ı seçer ve onu da yanına alarak eğitime başlar. John, uzun yıllardır bu anı beklemektedir ve bir an önce görevlere atılmak istemektedir. Bu sırada bulundukları kasabada esrarengiz bir cinayet işlenir. Hal bunun doğaüstü bir suç olduğunu düşünür ve John’la birlikte olayı araştırmaya başlar. Bu sırada kasabanın şerifi Kerry (Kelly Macdonald) de kendi araştırmasını sürdürmektedir. William Macon (Garret Dillahunt) şehrin güçlü isimlerinden biridir.  Hal ve John’un karşısına çıkmaktadır.

Dizide ayrıca Guy Gardner karakteriyle Nathan Fillion, Sinestro karakteriyle Ulrich Thomsen ve Lianna karakteriyle Laura Linney de tekrar eden rolle karşımıza çıkacaklar.

Lanterns, aslında DC Comics evreninin önemli bir parçası olan fakat hak ettiği değeri yeterince görmediğini düşündüğüm Green Lantern’larla ilgili olduğu için beni oldukça heyecanlandırmıştı. Yine de James Gunn ve Peter Safran yeniden bir evren kuruyorlar ve henüz eski seri seviyelerine de ulaşabilmiş değiller fakat daha derli toplu ilerlemeyi tercih ettiklerinden bizim Marvel ile yarışır mı diye düşündüğümüz DC Comics için bu süre bir 10 yılı daha bulabilir.

Lanterns’ın ilk dört bölümüyle beni son derece tatmin ettiğini söyleyebilirim. Kalan dört bölümünü de güzel bir şekilde işlerlerse bu sezonun en iyileri listeme alacağım bir iş olabilir. Ancak süper kahraman dizisi izleyeceğiz bol kostümlü adam göreceğiz beklentiniz varsa o beklentinizi azaltmanızı öneririm; zira bu dizi daha çok polisiye-gizem üzerinden konusunu işlemekte. Buna süper kahraman sosunu belli derecede atmakta dersek çok daha doğru olur ve o beklenti olursa da başından memnun kalkarsınız diye düşünüyorum.

Green Lantern geçmişi ile ilgili yazıya destekleri için @okakacukaka’ya teşekkür ederim. Bu yazı aslen iki yazar tarafından ortak hazırlanmıştır.

TANITIM FRAGMANI