ITV’den Mia McKenna-Bruce ve Natalie Dormer’lı The Lady adlı gerçek suç draması geldi.
4 yorum abidin77 24 Şubat 2026 17:01

ITV, gerçek suç öykülerinin kalıcı çekiciliğinden geri durmuyor ve İngiltere’nin en rahatsız edici sosyal trajedilerinden birini, Jane Andrews’un saray içinden birinden hüküm giymiş bir katile dönüşümünü ele alan dört bölümlük yeni bir drama olan The Lady’yi sunuyor.

The Crown’un arkasındaki güç olan Left Bank Pictures tarafından üretilen dizi, şirketin prestijli hikaye anlatımının tüm özelliklerini taşıyor: keskin sınıf yorumları, görkemli dönem detayları ve son derece İngiliz bir çöküşü şekillendiren psikolojik baskıları inceleyen adli bir bakış.

Kısmen kurgusal gerçek suç dizisi olan The Lady, yoksulluktan zenginliğe uzanan masalı cinayetten hüküm giydiğinde yerle bir olan eski kraliyet terzisi Jane Andrews’un yükselişini ve düşüşünü anlatıyor. Bir zamanlar işçi sınıfından genç bir kız olan Jane, bir dergideki ilana cevap verir ve arkadaşları ile ailesinin şaşkınlığı içinde Buckingham Sarayı’nda York Düşesi’nin terzisi olur. İngiltere’nin en yüksek sosyal çevreleri arasında dolaşan Jane, üst sınıflarda kendine bir yer edinmeyi başarmış, ancak dokuz yıllık hizmetinin ardından Düşes’in yanındaki işini kaybetmiştir. Hâlâ gözden düşmenin etkisinde olan Jane, karizmatik işadamı Thomas Cressman ile tanıştı ve derin bir aşk yaşadı. Çok geçmeden Jane’in tüm umutlarını bağladığı romantizmde çatlaklar oluşmaya başlar ve bunun sonuçları felaket olur.”

Dizinin merkezinde, 2024’te EE BAFTA Yükselen Yıldız ödülünü kazanan ve dizinin en dikkat çekici oyuncusu olmaya aday Mia McKenna-Bruce (Agatha Christie’s Seven Dials, How to Have Sex) yer alıyor. McKenna-Bruce, Buckingham Sarayı’nda Sarah Ferguson’un terzisi olarak çok imrenilen bir pozisyona sahip olarak ailesini şaşırtan işçi sınıfından genç bir kadın olan Andrews rolünde, hayallerinin tersine bir hayat süren bir karakteri canlandırıyor.

Dizi, Andrews’un kraliyet ailesine yakınlığı sayesinde İngiltere’nin en yüksek sosyal çevrelerinde dolaştığı ve York Düşesi’nin ofisinde kendine yer edindiği bir döneme geri dönüyor. Dokuz yıl sonra, işten çıkarılması onu bağsız, aşağılanmış ve özenle inşa ettiği hayatın bir versiyonuna tutunmak için giderek daha umutsuz bir hale getiriyor.

Bu kafa karışıklığı, The Lady’nin ikinci perdesini besliyor: Jane’in, Ed Speleers (Outlander, Downton Abbey) tarafından canlandırılan iş adamı Thomas Cressman ile yaşadığı yoğun aşk ilişkisi.

Başlangıçta büyüleyici olan ilişkileri, Andrews’un güvensizliği ve özleminin ağırlığı altında çatlamaya başlar. Dizide bu çatlakların asla sadece kişisel değil, sınıf, kimlik ve İngiliz kurumlarının acımasız yapısına derinlemesine kök salmış olduğu ima ediliyor.

Natalie Dormer (Game of Thrones), Sarah Ferguson rolünde devreye girerek Andrews’un kırılganlığına soğukkanlı bir karşıtlık sunar ve hem ayrıcalıklı hem de güvencesiz olan kraliyet çevresindeki yaşamın bir portresini çizer.

Yazar Debbie O’Malley yaptığı röportajda, Andrews ve Sarah Ferguson arasında “büyüleyici bir dinamik” olduğunu belirterek, ikisini “arkadaş kadar yakın ama asla ortadan kalkmayacak bir statü farkı olan” kişiler olarak tanımlayıp, “Sıradan bir aileden gelen ve Buckingham Sarayı’nda ülkenin en büyük isimleriyle kaynaşan bir kız var; ta ki işler üzücü ve sarsıcı bir hal alana kadar” dedi.

Philip Glenister (Life on Mars, Ashes to Ashes), Thomas Cressman’ın ölümünü araştıran Baş Dedektif Keith Douglas, Stephanie Street (Until I Kill You, Breathtaking The Couple Next Door), Douglas’ın ortağı DS Smart rolünde.

Claire Skinner (Riot Women, Bridget Jones’s Diary, Ted Lasso), Jane’in annesi June; Daniel Ryan (The Bay), babası David Andres rolünde.

Ophelia Lovibond (Feel Good, Trying), ona karşı sınıfsal önyargılar besleyen, Jane’in zengin arkadaşlarından biri olan Aleksandra rolünde.

Laura Aikman (This City is Ours), Jane’in Londra sosyete hayatına katıldıktan sonra arkadaş olduğu zengin bir kadın olan Francesca rolünde.

Mark Stanley (Adolescence, GOT, Happy Valley), Jane’in daha önceki romantik partneri ve daha sonra onunla evlendiği Charles rolünde.

Sean Teale (The Gold), Jane’in kısa bir süre çıktığı başka bir zengin adam Luis rolünde.

Ella Bruccoleri (Bridgerton, Agatha Christie’s Seven Dials), Sarah Ferguson’ın bir diğer çalışanı Angela rolünde.
Debbie O’Malley (Payback, Humans, Harlots) tarafından yazılan dizinin yönetmenliğini Lee Haven Jones (A Cruel Love: The Ruth Ellis Story) üstlendi.
ITV’nin girişte, gerçek bir hikayeden esinlenildiği, bazı isimlerin değiştirildiği ve bazı karakterler, olaylar ve sahnelerin dramatik amaçlarla yaratılıp birleştirildiğini açıkladığı The Lady, 22 Şubat 2026 Pazar günü ITV1 ve ITVX’de yayınlandı.
.



yorumlar
ben McKenna-Bruce’a ısınamadım, nedensiz bir şekilde. oluyor bazen. bakalım, deneyeceğim yine de.
TOD.
Bu ay.
* Sarah Ferguson’un uzun zaman yanında çalışmış bir yardımcısı sevgilisini öldürmemiş olsa 3. sayfada köşe haberi olabilecek bir konu esasında bu. Olay da zaten işten ayrıldıktan birkaç yıl sonra gerçekleşmiş bir şey. Kadının tuhaf denebilecek psikolojik halleri de malzeme vermiş tabii. Onun açıklaması ise sona doğru geldi.
Giriş-gelişme-sonuç bağlamında bakarsak düzgün bir sonu var tabii. Mahkeme falan dahil halledip kapattılar konuyu.
Sean Teale’nin canlandırdığı Luis’e olan davranışlarından bir acayiplik olduğu anlaşılmıştı. Aşırılık vardı kadında resmen. Borderline Personality Disorder’a bağladık.
Güya müebbet ceza aldı ama 2017’de çıkmış bile, sonra ufaktan girip 2019’da tekrar çıkmış hatta. Ne âlâ ceza sistemi. Bizimkinden hallice.
* İlk 2 bölüm / son 2 bölüm şeklinde değerlendirmek daha doğru olabilir. Çünkü S. Ferguson, dolayısıyla Natalie Dormer’ın ağırlıkla olduğu kısım ilk yarısı. Kendisini severim, dizi için de (+) olmuş denebilir ama karakterin bazı halleri yapay/taklit durdu bana göre, sanki pek yazamamışlar kadını.
Jane’in işe girişi, çalışma hayatında olanlara genel bakış ve özel hayatı falan derken karakterin dünyasını ve hayatını tanıtıyorlar ilk yarıda. O dönem Düşes ve Prens Andrew halen evliler ve bir noktada boşanmaya da varıyoruz. Neyse ki Andrew’u dizide kullanmamayı akıl etmişler. Olay bağlamında bakarsak dizinin ilk yarısı biraz gereksiz bile kaçıyor olabilir. O da dediğim gibi S. Ferguson’un çalışanı olmasa demeye varıyor. Neyse.
* İkinci yarıda Düşes’i anca koymak için koymuşlar denebilir, zira asıl meseleye zaten ikinci yarıda geliyorlar. Jane’in Thomas Cressman’la olan tanışması, ilişkisi ve malum sona gidişi fena işlemediler esasında. Sorgu sahnelerini kullanarak etraftaki diğer karakterlere yorum katarak ekleme yapmaları bence işlerine yaradı.
Velhasıl, true crime dizi olarak buna mı kaldık diye düşünmekle birlikte yoklukta gideri var denebilir. Canı İngiliz dönem draması çeken de bir bakabilir.