Pluribus – Tanıtım
0 yorum pirate 13 Ağustos 2026 08:23

Apple TV+’ın başlamadan önce 2 sezonluk sipariş vermiş olduğu Pluribus‘un 43-62 dakika aralığındaki 9 bölümden oluşan ilk sezonu 7 Kasım-24 Aralık 2025 tarihleri arasında yayınlandı.
Benim o dönemde hiç radarıma giremeyen, fragmanını izlemek şöyle dursun konusunu bile okumadığım bir dizi olmuştu. Şubat ayında bir yerli TV programında dizinin bir müziği üzerinden dönmüş olan bir sohbet sonrasında şans verdim diziye ve sezonu yaya yaya bitirmem 6 ayımı aldı. Diziden memnun kaldım.
Tanıtım yazıp yazmama konusunda tereddütte kaldım aslında ama sonrasında o tereddüdü bırakıp ‘Artık ne çıkarsa’ diyerekten yazmaya karar verdim.

Breaking Bad dizisinin yaratıcısı ve de yürütücü yapımcısı olarak isim yapmış olan Vince Gilligan‘ın elinden çıkan bir dizi var karşımızda. Ona yapımcı koltuğunda yine söz konusu dizide birlikte çalıştığı Diane Mercer, Gordon Smith ve Alison Tatlock gibi isimler eşlik etmiş.
Emmy, Golden Globes, Academy of Science Fiction, Critics Choice, BAFTA ve daha birçok ödül organizasyonunda çok fazla sayıda adaylık ve ödül elde etmiş bir dizi var karşımızda. Bilim kurgu türünde bir dizi Pluribus. Diziyi dramadan ziyade kara komedi olarak kategorize etmek daha doğru bir tercih olur ayrıca bence.
Bir ‘Kıyamet sonrası’ hikayesi olarak lanse edilse de ‘Böyle kıyamete can kurban!’ durumu da var tabii ortada. Sakinlik, düzen, uyum, barış ve refah içeren bir kıyamet sonrası hikayesi düşünülebilir mi hiç keza? Kötü karakter diye bir şey yok mesela dizide. Kavga yok, cinayet yok. Kimsenin bile isteye birbirini incitmek istemesi gibi bir durum söz konusu bile değil.

Neyse, çok geyik yaptık. Hikayeye dönelim biraz daha.
Uzaylı, uzaydan gelen, uzay menşeili gibisinden bir tabirle etiketlenebilecek bir virüs dünyayı ele geçiriyor inanılmaz seri bir şekilde hikayemizin başlangıcında. Bir çeşit bilinç birleşmesi yaşanıyor bu virüsün salınımı sonrasında. Dünyadaki insan nüfusunun bir kısmı bu birleşme sırasında vefat ediyor. Dünyada sadece 13 kişi bu virüsten etkilenmiyor ve olduğu gibi kalıyor. Geri kalan herkes ise bu birleşmenin bir parçası haline geliyor.
Bu birleşme sonrasında ruh denen şey artık bedenlerde yok gibi bir şey. ‘Ötekiler’ olarak adlandırılabilecek bu birleşme toplumunun her bir bireyi artık sadece tek bir zihne sahip. Şu anda hayatta olan ya da birleşme anında bir anlığına bile olsa hayatta olup birleşmeye dahil olmuş olan her insanın zihni bu ortak zihni oluşturmakta. Ötekilerin sadece 1 üyesinin bile sahip olduğu bir yetiye artık tüm ötekiler üyeleri sahip durumda. Ötekilerin herhangi bir üyesinin tüm hafızası, tüm duygu ve düşünceleri artık tüm ötekiler üyelerinin bir parçası durumunda.
Ötekiler olarak nitelendirdiğimiz bu grup, son derece barışçıl bir politika izlemekte. Bırak insan öldürmeyi hayvan öldürmeye bile karşılar. Hatta bitkilere bile zarar vermiyorlar. Bir ağacın dalından meyve bile koparmayıp sadece yere düşmüş meyveleri tüketmekle yetiniyorlar. Herkese ve her şeye karşı bitmek tükenmeyen bir sabırları var. Virüsten etkilenmeyen söz konusu 13 kişinin tüm isteklerini memnuniyetle karşılıyorlar. Onları kibar bir şekilde ve sabırla dinliyorlar. Her türlü sorularını cevaplamaya çalışıyorlar. Yapıları gereği asla da yalan söyleyemiyorlar.

Ortam tasviri genel olarak yukarıdaki şekilde. Biraz da merkez karakterimiz Carol Sturka‘ya değinelim o vakit. New Mexico, Albuquerque’de yaşamakta. Romantik fantezi türünde yazdığı bir roman serisiyle ün yapmış Carol birleşmeden önceki eski dünya düzeninde. Çok büyük bir Amerikan kibrine sahip Carol. Bencil, öfkeli, alkolik, empati duygusu pek gelişmemiş bir kadın.
Birleşme sırasında aşık olduğu kadını, hayat arkadaşını kaybediyor Carol. Sonrasında da tüm öfkesini umarsızca etrafa saçmaya başlıyor. Bu 13 kişilik azınlığın çoğu üyesi sahip oldukları bu nimetin keyfini çıkarmaya çalışırken o ise ötekileri kendine düşman belliyor. Ama bu yolda sürekli olarak tutarsız tavırlar sergiliyor.
Karaktere Better Call Saul, Whitney ve I’m with Her gibi dizilerle tanınan Rhea Seehorn hayat vermekte.

Manousos
Dünyanın çeşitli yerlerinde yaşayan ve virüsten etkilenmeyen söz konusu 13 kişinin tamamıyla tanışmıyoruz bu arada sezon içerisinde. Aralarında 68 yaşında bir Türk de olduğu söyleniyor mesela ama o da hiç görmediklerimiz arasında. Hiç görmediklerimizi ve sadece 1 kez gördüklerimizi kenara ayırdığımızda Carol harici hikayede az biraz yer kaplayan sadece 2 kişi kalıyor geriye: Manousos ve
Mr. Diabaté.
Mr. Diabaté, halinden ve bu yeni dünya düzeninden en fazla memnuniyet duyanı bu 13 kişi arasında. Güzel kadınlar, afili yemekler, gösterişli oteller, onu istediği yere götüren kocaman, konforlu uçaklar. Ötekiler, o ne isterse temin ediyor ve o da bu lüks hayatın tadını çıkarıyor.
Manousos ise Mr. Diabaté’nin tam tersi bir tavır içerisinde. Net bir duruşu var. Ötekilerden herhangi bir şey talep veya kabul etmek şöyle dursun; onlarla her türlü teması ve de iletişimi inatla reddetmekte.

Mr. Diabaté
Mr. Diabaté rolünde Samba Schutte‘yi, Manousos rolünde Carlos-Manuel Vesga‘yı izliyoruz.

Zosia
Dizide Rhea Seehorn‘dan sonraki en etkin rol ise Karolina Wydra‘ya ait. Zosia rolüyle karşımıza çıkmakta güzel aktris. Zosia, ötekilerin bir mensubu konumunda. Carol ile olan iletişimlerinde onu temsilci olarak seçmiş durumdalar.

Dizinin yüzde seksenini falan kaplayan Carol Sturka’yı hiç sevmemek ama buna rağmen diziyi sevmek gibi bir tezatlığa sahip bu satırları kaleme alan bu garip izleyici. Gerçekten çok itici yazılmış bir karakter var karşımızda ve sezon içerisinde bolca sinirlendirmekte bizi. Karolina Wydra’yı izlemek, onun o gülümsemesiyle adeta hipnotize olmak ise son derece rahatlatıcı bir etki yaratıyor tam tersi bir şekilde. İyi ki vardı cidden Zosia karakteri.

Dizinin kafasını gerçekten sevdim. Özgün bir tonda yazıldığını söylemek mümkün tabii ama bu kafanın bana 30-40 yıl önceki işleri anımsatan bir kafa olduğunu da söyleyebilirim rahatlıkla.
Dizide sözsüz sahneler sözlü sahnelere kıyasla çok daha fazla yer kaplıyor denebilir. Bu beni rahatsız eden değil de hoşuma giden bir şey oldu bu arada. Ben dizileri genel olarak hızlandırarak izleyen biriyim zaten ama hiç böyle bir huyu olmayan kişilerin de bu dizi özelinde 2x hızda bir tüketim gösterebileceğine inanıyorum. Çünkü bu dizide ortam buna fazlasıyla müsait söylediğim özelliğinden ötürü.
Neyse, gevezeliği bırakayım artık. Yazayım mı yazmayayım mı tereddüdüyle başladığım yazı 900 kelimeyi geçti keza. Benim diziyle ilgili söyleyeceklerim bu kadar. Hala bir şans vermemiş olanlardansanız o şansı verin mutlaka diyorum ben.
Diziyle ilgili daha önce şu yazının altında yorum yapılmaktaydı.



