Showtime‘ın 4 Ekim’de 2. sezonu başlayacak draması The Affair‘ı yakından tanıyalım.
KÜNYE
Tür: Drama, Psikolojik, Gizem
Mutfaktakiler: Hagai Levi, Sarah Treem
Sezon – Bölüm Sayısı: 1 sezon, 10 bölüm
Durumu: 2. sezon 4 Ekim 2015’te başlayacak.
Süre: 52-60 dk.
Kanal: Showtime
GİRİZGAH
Öncelikle dizide olayların tek bir pencereden yansıtılmayıp erkek ve kadın ana karakterlerin bakış açılarından farklı olarak ayrıntılı bir şekilde yansıtıldığını, dizideki geçmişte yaşanmış olayların kadın ve erkek karakterlerin anlatımları doğrultusunda izleyiciye aktarıldığını ve bu 2 farklı anlatımda ana olaylarda tutarlılık olmakla beraber bu ana olaylara giden yolda yaşanmış ayrıntılarda bolca farklılık hatta zıtlıklar görülebildiğini belirtmek isterim. Bu da bu diziyi özel kılan şey aslında: objektif değil de subjektif olması. Bu subjektiflik de izleyiciye ne mi kazandırıyor? Anlatılan 2 farklı olay akışını harmanlayan izleyici kendi subjektif bakışını da çorbaya ilave ederek kendine ait 3. bir olay akışı biçimlendirebiliyor. Bu da diziyi daha fazla sahiplenmesine vesile oluyor izleyicinin.
Son olarak belirtmek isterim ki karakter tanıtımları sırasında da yukarıda belirtilen sebeplerle biraz subjektif olabileceğimi(zaten olunması da gerektiğini) belirtmek isterim.
KONU
The Affair; çoğunlukla Long Island’daki Montauk adlı küçük bir sahil kasabasında geçiyor, ara ara da Brooklyn’e götürüyor bizi. Dizinin temelinde evli iki çift bulunuyor. Erkek kahramanımız Noah, Helen ile evli ve 4 çocuk babası. Kadın kahramanımız Alison ise Cole ile evli ve 2 yıl önce çocuklarını toprağa vermek zorunda kalmışlar. Noah , Brooklyn’de devlet okulunda çalışan bir öğretmen ve tek kitabı basılan bir yazar; eşi Helen’in ise hediyelik eşya dükkanı var. Alison, kasabanın yegane restoranında garsonluk yapıyor; eşi Cole ise bir çiftçi. Brooklyn’de yaşayan 4 çocuklu Noah-Helen Solloway ailesi yaz tatilini geçirmek üzere her sene olduğu gibi Helen’in ünlü bir yazar olan babasının Montauk Kasabası’nda bulunan evine geliyorlar. Noah, Alison ile ilk kez ailesiyle bir şeyler yemeğe geldiği sırada Alison’ın garsonluk yaptığı restoranda karşılaşıyor. İkili arasındaki ilk çekim orada başlıyor. Helen ile güvenli bir evliliğin içinde tutkusunu kaybeden Noah ve Cole ile kaybettikleri çocuklarının getirdiği psikolojik yıkım nedeniyle pek de iyi gitmeyen bir evliliği olan Alison arasında da yasak bir ilişki başlaması da haliyle kaçınılmaz oluyor zaten. Bunlar dizinin geçmiş zaman kısmı. Bir de şimdiki zaman kısmı var. O kısım Noah ve Alison’ın bir dedektife ifade vermesiyle ilerlemekte. Henüz kimin, nasıl öldüğünü bilmiyoruz ama ortada bir ceset olduğunda hemfikiriz. Cinayet mi yoksa kaza mı? Orası da şu an için karanlıkta.
KARAKTERLER VE OYUNCULAR
Noah Solloway (Dominic West): Helen ile evli, 4 çocuk babası. Brooklyn’de devlet okulunda öğretmen ve bir yazar. Bir kriz filan patlak vermediği sürece çocuklarıyla ilgilenmekten aciz. Evliliğine karşı tutkusunu kaybetmiş mutsuz bir adam. Ona göre tutkulu olduğu şeyler ise: öğretmek, bir gün herkesin takdir edeceği bir roman yazabilmek ve yüzmek. Başarısızlığında ve hatalarında asla suçu kendinde aramayan, suçu hep başkalarına atan biri. Son derece bencil, başkasının ne düşündüğünü ve hissettiğini önemsemeyen bir adam. Karakteri The Awakening, Centurion, 300 gibi popüler filmlerde yan rollerde izleme fırsatı yakaladığımız, dizi severlerin ise The Wire‘dan hatırlayabileceği Dominic West canlandırıyor.
Alison Bailey (Ruth Wilson): Cole ile evli. Garsonluk yapıyor. 2 sene önce çocuğu ölmüş, bu olayı hala atlatamamış, evliliğinde bu psikolojik yıkımdan kaynaklı problemleri olan bir kadın. Psikolojik gitgelleri olan, ruhsal açıdan pek de sağlıklı olduğu söylenemeyecek biri. Mutsuzluk ve keder girdabının içinde hapsolmuş, bu hapisten kendisini uzaklaştırabileceğine inandığı her şeye pek düşünmeden balıklama atlayabilecek zayıflıkta biri. Annesi ile problemleri nedeniyle aile kavramına pek inancı olmasa da yine de kocasının ailesi ile oldukça yakın. Karakteri The Lone Ranger filminde yan rolde izlediğimiz, dizi severlerin The Prisoner ve Luther‘den hatırlayabileceği Ruth Wilson canlandırıyor.
Helen Solloway (Maura Tierney): Noah ile evli, 4 çocuk annesi. Brooklyn’de bir hediyelik eşya dükkanı var. Babası Bruce Butler(John Duman) ünlü ve zengin bir yazar. Eşini ve çocuklarını çok seven bir kadın. Duygusal, barışçıl ve affedici biri. Karakteri Liar Liar, Oxygen gibi ünlü filmler ve ER dizisinden hatırlayabileceğiniz Maura Tierney canlandırıyor.
Cole Lockhart (Joshua Jackson): Alison ile evli. Erkek kardeşleriyle birlikte aile çiftliğinde çalışıyor. Çocuğunu kaybetmek onu da üzse de durumu Alison’dan daha iyi idare ediyor. Alison’ı, ailesini ve aile yadigarı çiftliği çok seviyor ve sevdiği şeyleri kaybetmemek adına mücadele veriyor. Karakteri Fringe ve Dawson’s Creek gibi popüler dizilerle büyük hayran kitlesi kazanan Joshua Jackson canlandırıyor.
Oscar Hodges (Darren Goldstein): (Tanıtımı okurken çoğu kişi ne gerek vardı diye düşünecek olsa da dizinin olmazsa olmaz bir karakteri olarak gördüğüm için Oscar’ı da kısaca tanıtayım istedim.) Oscar, kasabanın yegane restoranının sahibi, Alison’ın da patronu doğal olarak. Lisedeyken Alison ile sevgiliymiş. Hala da ona aşık. Onu Cole’a kaybetmenin hala gurur kırıklığını yaşadığı belli oluyor her halinden. İlk sezonda Alison ile nasıl ayrıldıklarını öğrenme fırsatı bulamadık; umarım 2. sezonda bizi aydınlatır dizinin yazarları. Cole ve ailesi ile de araları iş meseleleri yüzünden gergin Oscar’ın. Alison ve Noah’nın anlatımlarıyla kötü bir insan olarak gösterilen Oscar bence aslında o kadar da kötü biri değil. Sadece üzgün bir aşık. Karakteri Damages ve American Odyssey gibi dizilerde de konuk oyuncu olarak yer alan Darren Goldstein canlandırıyor.
Dizide ayrıca Cole’un erkek kardeşi Scotty rolünde Arrow‘dan hatırlayabileceğiniz Colin Donnell de yer alıyor.
YAZARIN NOTU
Diziyi bana çekici kılan en büyük özellik tabii ki Alison ve Noah’nın aynı olayları farklı ayrıntılarla anlatması. Bu anlatımlarda ikilinin karakteristik yapıları, birbirlerine olan davranışları ve söylemleri, olay anında giydikleri kıyafetler ve nasıl göründükleri vb. şeylerin farklı şekilde aksettirilmesi ilgiyi sürekli tetikte tutan bir olay. Benim gibi olaydan daha çok ayrıntılara değer veren biriyseniz bu dizi bu açıdan tam size göre. The Affair, her ne kadar “yasak aşk” gibi bir çok defa işlenmiş bir konu üzerinden yola çıksa da konunun işlenişinin ve bakış açısının farklı olması diziyi bir hayli çekici kılıyor. Olayları bir erkeğin ve bir kadının gözünden sırayla izliyor oluşumuz da güzel bir farklılık. 2. sezon için temennim ise anlatımların sadece Noah ve Alison ile sınırlı kalmayıp; Cole ve Helen’a da sıçraması. Hikayeye onların bakış açısından da bakabilmeyi 1-2 bölümlüğüne de olsa isterdim açıkçası. Ayrıca dedektif ve soruşturma özelliği ile de bir gizem yaratıyor ve sezon finalinde ne olacağına dair de bolca tahmin yürüttürüyor dizi.
Ruth Wilson‘ın oyunculuğunun da çok iyi olduğunu belirtmek isterim. Özellikle ilk 3 bölümde başarıyla 2 apayrı karakteri canlandırıyor adeta.
Bu kadar övgü tamam. Biraz da eleştiri şart! Dizinin en büyük handikapı ise olayları Noah ve Alison’ın anlatımından takip etmemiz nedeniyle iki karakterden en az birinin her sahnede yer almaları şart. Yani dizideki diğer karakterlerin Noah veya Alison’ın yanlarında olmadığı zamanlarda neler yaşadıklarını izleyemiyoruz. Bu da bi hayli kısıtlayıcı, sinir bozucu, 2. sezonda bir şekilde çözülmesi gereken bir problem. Bence bir başka yergi de Joshua Jackson‘a gelmeli. Elinde güzelce şekillendirilebilecek bir rol olmasına rağmen yeterli bir performans sergileyememiş bence Joshua. Dediğim gibi yazar 2. sezonda diziyi 1-2 bölümde Noah ve Alison’un boyunduruğundan kurtararak Joshua ve Maura’ya da bir fırsat tanırsa daha da iyi olacaktır bence.
İçinde çok fazla detay, bir tutam gizem ve iyi oyunculuklar barındıran The Affair’i drama seviyorsanız muhakkak izlemenizi öneriyor ve ‘4 Ekim’e az kaldı, hala ilk sezonu izlemediyseniz acele edin!’ diyorum.
1. Sezon Fragmanı
2. Sezon Fragmanı
yorumlar
4 x 02 üzerine:
Ben de ikinci bölümü ilkinden çok çok daha fazla sevdim. Umarım geçen sezondaki gibi Cole-Alison partlarını azaltmazlar, çünkü diziyi en fazla keyifli yapan kısım orası. Cole kısmı çok iyiydi, Alison kısmı ise olmasa da olurdu bence.
@kerem Luisa’yı Vic ile aynı kefeye koymuyorum ben. Luisa’yı sadece Cole’un veya Alison’ın partlarında onların gözünden izlemek istemiyorum artık. Luisa’yı artık onun gözünden izleme zamanı geldi de geçiyor. Sadece bu 4 ana karaktere sıkışıp kalmanın esprisi yok bence. Geçen sezon Fransız kadına yapılan partlar epey renkli geçmişti mesela. Ana karakterlerden Noah ve Cole partları hala keyifli geçiyor ama Helen ve Alison partları için aynı şeyi söyleyemem. İkisi de dizideki milatlarını doldurdu bence. O ikisini Noah ve Cole’un partlarında izlemeye devam edip bu ikisinin yerine Luisa’ya, Whitney’ye, ne bileyim Oscar’a, bu sezonun yenileri olan Sanaa Lathan ve Phoebe Tonkin’in karakterlerine part ayırmalarını tercih ederim ben şahsen.
4×03 üzerine:
Bölümlerin normalden bir gün önce gelme işini sevmeye başladım. Ayrıca bunu diyeceğimi zannetmezdim ama Noah kısmı güzeldi.
Helen, sana da kolay gelsin.
S04E03
Noah partı gayet güzel aktı yine. Janelle ile aynı frekansta değiliz. Pek olacak gibi de durmuyoruz. Disiplin tutkusundan ötürü falan da değil; kafası bir milyon bence. Kapanış sahnesi için de çok erken olduğunu düşünüyorum.
Helen partı kafa bipti yine. Bu kez kafa bipen bir tek Helen değildi; Vic de ona mükemmel eşlik etti maşallah. Kapanış sahnesinde gelinen nokta da ayrı bir mallıktı.
S04E04
Allison partı çoooook sıkıcıydı yine.
Bu sezon Helen’in partları bile ballı ekmek kadayıfı gibi geliyor bunun partlarının yanında. Tam hatırlamıyorum ama belki de ilk defa bir The Affair bölümünü ileri sardım Allison’ın partında. O derece yani!
Cole’un partı ise idare ederdi. Luisa’yı böyle üzdükçe 2 tane yapıştırasım geliyor buna.
4 x 04 üzerine:
Alison’ın hikayesi böyle giderse çok daha verimsiz olacak. Bu sezon hem Helen kısımları hem Alison kısımlarını hiç beğenmiyorum. Noah ve Cole partları götürüyor diziyi bana kalırsa.
İlerleyen bölümün fragmanını görünce sevindim, bu sezon Cole’a hak ettiği değeri verecekler gibi. Vermeleri de lazım, geçen sezondan sonra iyi olur.
Ben bu bölüme malum bazı sebeplerden dolayı bayıldım.
S04E05
Dizinin anlam ve önemine uygun bir bölüm olmuş. Vic’in partı gayet güzeldi, Cole’un partına ise bayıldım. Amy Irving’in performansı şahaneydi.
Hikayesi desen aldı götürdü. Emily Browning ve Phoebe Tonkin’in de minik katkılarıyla sezonun en iyi bölümü çıktı ortaya.
Keşke Irwing ve Tonkin ile bir bölüm daha geçirseydik ama. 
Bölüm çok güzeldi, iki partı da çok iyi buldum. Sezonun en iyi bölümüydü şimdilik.
Dizi izlediğimiz için o da olur. Yani umarım. Ayrıca kadından ziyade önce adamın o noktaya gelmesi lazım(dı). Malum, The Affair.
İki kısım da birbirinden güzeldi, karakterlerin henüz ortaya çıkmamış yönlerinin de bir bir dökülmesini izlemek pek zevkli oluyor.
Noah’ın
Vallahi sezon muthis devam ediyor. Bu sezon yazarlar karakterlerle iyice icli disli olduklari icin daha da bir ozenli, her seye hakim olarak yazmislar sanki. Hicbir sahne siritmiyor.
Ote yandan Louisa dramasi biraz can sıkıcı olmaya baslamisti ki o cephede isler biraz rayina girdi simdilik. Yalniz
Alison partlari biraz sinir bozucu geciyor. Bir de
daha da sinir bozucu hale getirdi olayi.
Aksam 5’ten devam. Sicak gunlerde klima etkisi yaratiyor bu dizi.
Vay vay. Klas bölüm olmuş ama bir o kadar da sürrealdi, ya da ben Türkiye’de yaşadığım için bana öyle gelmiş de olabilir.
Biraz “hahahhadi lan ordan” diyerek izlediğim sahneleri vardı neticede. Ama sezonun şimdiye kadarki bölümlerinden net biçimde ayrılan değişik bir bölümdü, orası kesin.
Noah partı güzeldi yine ama çok kısa sürdü. Noah’ya 18, Allison’a 38 dakika ayırmak adil değildi kesinlikle.
Allison partına gelince şaka gibiydi, aşırı ucuzdu, zerre kale alamadım.
Son 8 dakikası fena geçmedi ama. Özellikle
Benim Allison kısımlarıyla ilgili tek beklentim bahsi geçen malum olaya artık geçiş yapmaları. Ama daha dört bölüm olduğu için biraz daha var işte.
Helen’in olgunluğuna hayran olmamak elde değil. Dizinin gerçek hayatla neredeyse birebir birçok diyalog yazımına ve karakter tasvirine rağmen Helen karakterinin gerçek hayatta mümkün olamayacak kadar olgun olduğunu düşünüyorum. Böyle bir insan hayal etmek çok zor. 4 çocuk, zampara koca, o bitti sonra
bunlar da yetmiyormuş gibi
E çüş.
Bu arada şu
Kaldı 4. Gönderin gelsin.
Bu sezonki bölümlerde ikiye bölerken sürelerle direkt ortadan ayırmaktansa biraz oynuyorlar bazen. Bu seferki de 35-20’ydi mesela. Gerçi dert olmadı.
Helen-Sierra partı gayet keyifli geçti. Noah partında pek bir cacık olmadı ama sezona başladığımız noktanın start çizgisine gelmiş olduk en azından.
4 x 07 üzerine:
İki partı da sevdim. Süreleri ikisinin de yeterliydi. Kalan bölümleri merak ediyorum.
Açılışı ve kapanışı çık, 50+3
Bölüme bu açıdan bayıldım, gerisine ise açıktan ne desem olmayacak herhalde.
Öncelikle Noah’ya sadece 3.5 dakika ayırmasalarmış keşke demek istiyorum. Aynı hikaye akışı devam etmek koşuluyla yarısını Cole’un gözünden diğer yarısını da Noah’nın gözünden izlemek daha iyi olabilirdi. Böylelikle Cole’un bakış açısı dolayısıyla
bölüm boyunca.
İlk 10 dakikada biraz tutuk başlayan bölüm Noah kadraja girdikten sonra epey keyifli bir şekilde akmaya başladı. Kah gülümsetti kah duygulandırdı. Cidden güzel bir bölümdü.
50+3 ilginç olmuş, bölüm de ilginçti zaten, ne desem bilemedim.
demiş.
Hmm, peki.
The Affair ne yapmak nereye varmak istemektedir?
İki hafta spoiler yemeden durup tam bugün izlemeye niyetlenmişken bir şekilde spoiler’ı yemiştim, o ayrı bir üzdü zaten.
temalı bir bölüm yapmışlar. Başarılı bir sunum olmuş part geçişi açısından.
“Ben istedim ama niyesini söylemeye iznim yok” da demiş.
Bu açıklama ortalığı daha da karıştırdı, merak ediyor insan.
Showtime demiş ki “Olması gereken buydu, oldu.”
75 dakikalık bir sezon finaliydi ve üç part vardı.
> İlk part üzerine:
> İkinci part üzerine:
En sevdiğim buydu.
> Üçüncü part üzerine:
En uzunu bu olmuş ve bu da sağlamdı.
Birinci Part üzerine:
İkinci Part üzerine:
Üçüncü Part üzerine:
Dizinin 2. sezonundan sonra en güzel sezonuydu. Yer yer o sezonun da üstüne çıktığını söyleyebilirim. 3. sezondan sonra böyle güzel bir sezonla gelmesini beklemiyordum. Sadece bu sezon
Gelecek sezonda görüşürüz, umarım yine yaz zamanı gelir.
, her karakterin ne kadar sahici olduğunu görüp bolcana vay be dediğine eminim. Ay bi de tüm oyuncular döktürüyor tamam ama ben bu Maura Tierney’in oyunculuğunun ayrı hastasıyım. Kadını gerçekten Helen zannediyorum ya sürekli. Helen sevdiğim bir karakter olmasa da…
İzleyin, izletin.
Dünkü yorumu yazarken “Ay biz @dkamoy’u unuttuk yahu,” diye düşündüydüm zati ben de. Accık geç oldu tabii.
Yalnız başka düşüncelere de gark eden bir giriş bulmak da lazım.
Gerizekali google mobil haberlerinden spoileri yedim. Allahin belasi!
75 dakika uzun kaçmış bana göre. Cole’dan 10, Helen’den 5 dakika kısıp 60 dakikaya indirilebilirmiş rahatlıkla.
Part 1
Benim en sevdiğim part buydu.
15 dakika yetmedi, tadı damağımda kaldı.
Noah’nın her sezon biraz daha gelişen bir karakter olduğunu ve bu diziyi dizi yapan ana unsur olduğunu düşünüyorum ben şahsen. Tıpkı geçen sezon olduğu gibi bu sezon da benim için dizinin öne çıkan karakteri Noah oldu. Tepkileri, sonradan elde ettiği dobralığı, yer yer duygusuzluğu yer yer de duygularını saklama çabalarıyla çok gerçek bir karakter Noah. İyi ki var.
Anton’un kısa hikayesini ve Noah’ya sonrasında yaptığı açıklamayı sevdim. Ariel’i sevdim ve yeniden görmek isterim önümüzdeki sezon. Janelle’i ise 1-2 dakikalığına da olsa sezon finaline dahil etmelerini isterdim açıkçası.
Part 2
Bu da bölümün en sevmediğim partı oldu.
25 dakika sürdü ama bana 1 saat gibi geldi. Yukarıda da dediğim gibi en az 10 dakikası fazlalıktı. Bolca gıy gıy sahne mevcuttu.
Part 3
Bu partı Helen’in Vic ile olan sahneleri dışında sevdim ben. Whitney’yi yeniden görmek güzeldi. Partın en çok sevdiğim sahnesi Helen-Noah sahnesi oldu elbette.
Önümüzdeki sezona zaman atlaması yaparak başlamak şart bence. En azından 1 yıllık bir zaman atlaması iyi gelir bence.
bir vaziyette yeni sezonu açsak hiç fena olmaz hani.
Geçen sezon final tadında bir sezon finali yapınca 4. sezon olmasın ve zirvede veda etmiş olalım istemiştim dizi için. Ama iyi ki bitmemiş cidden. Bu sezon da kalitesinden hiçbir şey kaybetmedi dizi. Hala tüm zamanların 5-10 dizisinden biri benim için. Umarım bu duygu final sezonundan sonra da devam eder.
4×10
Muhteşem sezona yakışmış bu final. Geçen sezonun finalinden sonra bu iyi geldi.
Sezon içinde neleri beğenip övdüysem finalde hepsinden vardı, daha diyecek bir şey bulamıyorum. Karakteri ayrı oyuncusu ayrı, yazarı ayrı yönetmeni ayrı döktürdü sezon boyunca. Umarım final sezonunda da fazla atraksiyona girmeden sakin sakin bitirirler.
Bu arada finalde “love is watching someone die” ile yine yürekler parçalandı.
Dizi ilk başladığında güncel izleyenlerdendim, ilk 5 hafta hiç sıkılmadan keyifle izlediğimi hatırlıyorum. Ara verdikten sonra da diğer diziler araya girdi. Hazır 4.sezon sonuyla ilgili spoiler yemişken önceki sezonları da aradan çıkarayım dedim.
1.sezon son bölümler biraz hayal kırıklığı olmuştu. 2. sezon hiç öyle olmadı, her bölümü keyifle izledim. Diziye başlamadan önce konusunu falan tanıtımlarda duysaydım sıkılırım bu diziden derdim herhalde ama acayip keyif alıyorum diziden. Çok küçük anlar dışında sıkıldığım hiçbir yer olmuyor. Dizinin başarısı da burada zaten.
Bu sezon hikayeyi 4 karaktere yaymaları iyi oldu. Yine de bazı bölümler bu ikisi yetmedi bana sonraki bölümü de izleyeyim dediğim anlar oldu. Bakış açılarından en keyif aldıklarım sırasıyla Noah – Helen – Allison – Cole. Yaptığı tüm hatalara rağmen Noah kısımları favorim, onun kısımlarında genellikle ana konuları işlediğimiz yüzünden de olabilir. Bilemiyorum Jimmy McNulty etkisi de olabilir. Cole kısmını özellikle sona koydum, Luisa’yı da sevemedim. Çok hafif kalıyor o kısımlar. Sonraki sezonlarda değişebilir tabii bu durum. Allison konusunda da karışık duygulara sahibim. Kadının anlattıklarına güvenemiyorum bir türlü, özellikle sezonun 2.yarısında hiç anlayamadım kendisini.
Sezonun ilk yarısında Noah’nın bolca saçmaladığını izledik.
Sezonun ikinci yarısında da bolca Allison’ın saçmaladığını izledik.
Sezonun hatta dizinin en güzel kısımları da 2.sezonun 10.bölümünde geldi. Noah ile psikolog arasındaki 31 32 dakikalık sohbetten bahsediyorum. Acayip keyif aldım o sahneleri izlerken, o kadar harika yazılmış ki. Gerçekten bravo
Günlük 2 bölüm şeklinde güncele yetişirim artık.
Sevdim ilk bölümü. Zaten Dominic West’i izlemeyi sevdiğim için tüm bölümün onunla geçmesi hiç sıkıntı yaratmadı. Aradan geçen zaman nedeniyle merak ettiğim çok soru var.
Dizi başladığından beri Allison binlerce kez birinin karşısında utana utana özür dilemiştir herhalde. Kendisini bu durumlara niye düşürüyor anlayamıyorum.
Cole ve Luisa yaptıkları seçimde haklıydılar başta.
Ama Allison hediye aldım mor rengi seviyor dedikten sonra Luisa artık sarı rengi seviyor onu sevmiyor deyince kan beynime sıçardı. Lan gerizekalı hasta mısın sen, ne halt yemeye böyle aptalca bir şeyi söylüyorsun .
Gardiyan Brendan Fraser çıktı. Ben ilk gördüğümde yok canım o değil falan dedim ama oymuş gerçekten. Hiç beklemiyordum bu rolle gelmesini. Severim aslında kendisini. Çocukluğumun aksiyon yıldızıdır. Vik’in resim alıp çıkması komikti. Ayrıca Audrey’nin muhabbetini de hiç sevmedim. Hem kibirli hem de her şey siyah ya da beyaz onun için. Noah iyi ki ağlatmış ilk bölümde.
Uzun zaman sonra Cole kısmı güzel geçti. Hayatını düzene sokmasının da etkisi var, sevdim o kısımları. Luisa da tahmin ettiğim gibi sorun çıkarıyor.
Noah Allison sahneleri de güzeldi. Allison kısmındaki Noah ile Noah kısmındaki sahneler arasında büyük fark var. 2.kısımdaki Noah bölümü de güzeldi, içini dökmesi iyi oldu. En azından biraz cevap da bulmuş olduk. 5 bölümdür göze çarpan küçük detaylar var.
7. bölüm de 8. bölüm de baydı biraz. Helen ve Noah kısımlarını aşırı karamsar yapmaya başladılar, senaryodaki bazı yerler buram buram abartı kokuyor.
8.bölüm Allison ve Cole kısımları başlayınca biraz nefes aldı dizi. Ama genel olarak bölüm çok zayıf kaldı. Aynı ilişki muhabbetleri önümüze gelmesin artık, çok tekrara düşüyorlar. 2.sezonu çok sevmiştim, sezon finaline 2 bölüm kala en sevmediğim sezon 3.sezon oldu.
8.bölüme dönersem; tekrar söylüyorum
Oscar’a da sevgiler, kısa sahnelerini seviyorum. Her şeye rağmen bu yine bir şeyler mi planlıyor acaba diye düşünmüyor da değilim ama.
Sevdim ben sezon finalini. The Affair böyle bir dizi zaten sakince kapattılar sezonu işte. Zaten sezon finalinin yarısı 9.bölümde yapılmış gibiydi.
Whitney ilk sezonlarda ergenlik havasında olduğu için işkence tadı veriyordu ama zamanla ilgi çeken karakterlerden biri oldu. Saçları uzatınca da daha tatlı görünmeye başladı açıkçası. Onu izlemek güzeldi bölümde ama Noah ile konuşmasının başında çok sinirlendirdi.
Söylediğim gibi bu sezon 3 sezon arasında en az sevdiğim oldu. Sevdiğim Noah kısımları bu sezon iyi değildi, çok depresif geçti o kısımlar. Helen kısımları da aynı şekildeydi. Allison kısımları için pek yorum yapamıyorum, Juliette’le ikisi yarışır gibiydi. Geçen sezon en az sevdiğim Cole bölümlerini bu sezon daha çok sevdim. Dörtlü arasında bu sezon favorim olmaması sezonun geneli için hissettiklerimi yansıtıyor zaten.
S04E01
Yeni düzeni sevdim gibi, fazlaca güneşli bir bölgeye geçmelerinin de etkisi görülüyor. Çok daha sıkıntılı dönemler gördüğümüz için Noah kısmı normaldi. Helen kısmı biraz garip geçti. Mutsuz olmak için fırsat arıyor gibiydi. Dizide ilk kez Maura Tierney’nin oyunculuğundan rahatsız olduğumu da söylemeliyim. Mimikler havada uçuşmaya başladı bir an.
Arka arkaya izlediğim için 3 bölümdür Noah – Helen izliyorum, Montauk havası lazım artık diziye.
Dizideki tüm ‘Hayvan Çiftliği’ konuşmaları
S04E02
2.sezondan beri en sevdiğim Affair bölümü bu oldu. Gayet sakin, öyle büyük çaplı dramaların olmadığı, karakterlerin kendilerini bulma hikayesini anlatan bir bölümdü. Diziyi de bu yüzden seviyorum zaten.
Özellikle Cole kısmını sevdim, sonrasında da Allison – Ben sahnelerini izlemek güzeldi. Allison kısmına geçtiğimizde Cole’un yüzündeki işaretlerin değişmesi de güldürdü.
Ben diziye güzel bir katkı oldu, Bakuto’nun bu kadar sempatik olabileceğini sanmazdım. Ruth Wilson’dan biraz daha bahsetmek gerek onu izlerken Luther’da izlediğim Alice ile aynı kişi olduğunu unutuyorum bazen. Çok iyi oyuncu.
2.bölümdeki gibi Cole ve Allison kısımları güzeldi. Ama Cole partındaki Luisa kısımları baydı biraz. Ağır saçmalamaya başladı Luisa.
Normal başlayan bölüm dizinin en iyi bölümlerinden birine dönüştü. İlk bölüm Vik’in gerçekte neler hissettiğini çok güzel yansıttılar.
İkinci bölümdeki Cole partının bu kadar güzel geçeceğini de beklemiyordum. Bayağı keyifliydi o sahneleri izlemek, güzel şarkılarla da daha keyifli hale getirdiler.
Hollywood Reporter yüzünden bölümde olanı çok önceden biliyordum ama garipti yine de izlemek.
İşin asıl garip yanı Noah, Cole ve Anton üçlüsü ile dizinin en komik bölümünü izliyorduk, kaç kere kahkaha attım izlerken. Özellikle Noah ve Cole sahnelerinde. Dizinin en iyi bölümü bu oldu galiba.