BBC America marifetiyle ekranlara gelen bir belgesel ile tanışalım bugün:
The Real History of Science Fiction
Türkçe meali “bilim kurgunun gerçek tarihi” olsa da bu belgesel, bilim kurgunun sinema ve televizyon dünyasındaki tarihine ışık tutuyor.

2014 yılında 4 bölüm olarak yayınlanmış olan belgesel her bölümünde bir bilim kurgu temasının dizi ve film dünyasında nasıl işlendiği, nereden nereye geldiği üzerine özellikle kült eserlere yer vererek ağzımıza bal çalıyor. Star Wars‘tan, 2001: A Space Odyssey‘e, Jurassic Park‘tan Doctor Who’ya nice nice yapımdan kamera önü ve arkasına ait görüntüler ile bezenmiş The Real History of Science Fiction’ın her biri 43 dakika sularında süren bölümlerinin temaları şu şekilde:
1. bölüm – Robotlar
2. bölüm – Uzay
3. bölüm – İstila
4. bölüm – Zaman

Mutfağında Ben Southwell, Andy Mosse, Robert Murphy, Charles Olivier, Dominic Sandbrook’un bulunduğu belgeselde anlatıcılığı Mark Gatiss üstlenmiş. Belgesel boyunca yer verilen onlarca yapımdan ünlü yazar, yönetmen, yapımcılarla röportajların yanında çeşitli oyuncularla da söyleşileri izliyoruz.

Ursula K. Le Guin (The Left Hand of Darkness), Neil Gaiman (The Sandman, Stardust), Steven Moffat (Doctor Who), Ronald D. Moore (Battlestar Galactica), David Tennant (Doctor Who), Christopher Lloyd (Back to the Future), Richard Dreyfuss (Close Encounters of the Third Kind), Rutger Hauer (Blade Runner), William Shatner (Star Trek), Peter Weller (Robocop), Nathan Fillion (Firefly), Zoe Saldana (Avatar, Star Trek) gibi say say bitmeyecek bu ünlüler için sizleri imdb adresine davet ediyoruz.


Belgeselde -arşiv konusunda en zengin kanallardan olan BBC parmağı olduğundan olsa gerek- Isaac Asimov ve Arthur C. Clarke gibi ünlülerin eski röportajlarından parçalar izleme imkanı da bulabiliyoruz.


Yazarınızın yorumuna gelirsek…

BBC’nin tanımıyla, bilim kurgunun sadece bir tür olmadığı, izleyicisi için farklı evrenlere bir geçit olduğunu, bu geçidi kullanırken kaybolmanın kolay olduğunu anlatmaya çalışan bir belgesel.

Bunu anlatabiliyor mu?” derseniz, dar bir bakış açısıyla ve popülist bir yaklaşımla evet diyebilirim. Ağırlıklı olarak Amerikan ve İngiliz külliyatından ve kameralarından çıkan eserlere yer verişi, uzun uzun anlatılabilecek bir konuyu -daha fazla izleyiciye erişebilmek adına- basitleştirişi ile mevzuyu hafif veriyor. Telif hakları konusunda da kesenin ağzını belli bir yere kadar açabildiklerini, bu yüzden de kısıtlandıklarını düşünüyorum. Dolayısıyla türe hakim bünyelerin “Neden bilmemneye yer vermemişler?”, “Asıl şu kişi konuşmalıydı” diyebileceği sahne çok. Ama genele bakarsak bir nevi yeni nesillere “Nerelerden nerelere geldik, bakın bunlar da vardı” yapma açısından, eski nesillere de nostaljik anlar yaşatma adına kullanışlı ve sürükleyici bir belgesel olduğunu söyleyebilirim.

Ben türün meraklısı yaşlı bir kişilik olarak sevdiğim bazı yapımlarla ilgili özellikle kamera arkasına dair haberim olmayan birçok bilgiye erişip, eski günleri yad ederek eğlendim diyebilirim.

Bilim kurguya ilginiz varsa bir bakın derim. Hem arada ismini duymadığınız ya da duyup da denemediğiniz eserlere denk gelip, gaza gelebilirsiniz de… Kim bilir? ;)

Fragmanı da şöyle bir şey: