Vampir edebiyatının önde gelen isimlerinden, usta yazar Anne Rice‘ın kaleme aldığı “The Vampire Chronicles” serisinin 1976’da yayımlanan aynı isimli ilk kitabı Interview With the Vampire, dizi uyarlamasıyla izleyicinin karşısına çıktı. 2 Ekim’de AMC’de başlayan dizinin ilk sezonu 7 bölümden oluşuyor ve şimdiye kadar 3 bölümü yayınlandı. Ayrıca 2. sezon onayını da aldı.

Rolin Jones imzalı dizinin yapımını AMC Studios üstleniyor. Anne Rice ve kendisi gibi yazar olan oğlu Christopher Rice da yönetici yapımcı olarak projede yer alıyor.

Vampirle Görüşme

** Bilenler elbet vardır, Interview with the Vampire daha önce film uyarlamasıyla da ekrana geldi. 1994 yapımı filmin başrollerinde Tom Cruise ve Brad Pitt yer aldı.

** Serinin uyarlama hakkını alan Universal Pictures, yeni bir filmle Interview With The Vampire’ı ve diğer bazı kitapları ekrana taşımaya niyetlendi. Hatta Jared Leto’nun Lestat’ı canlandıracağı konuşuldu. Ancak vakti gelene kadar projeler gerçeğe dönüşmeyince haklar Anne Rice’a döndü.

** Nisan 2017’de Paramount Television ve Anonymous Content ortaklığıyla yeniden harekete geçildi. Bir ara Bryan Fuller dizi uyarlamasının yaratım sürecine dahil oldu. Uyarlama bu sefer Hulu’nun masasına geldi. Ancak yine gerçeğe dönüşmedi, Kasım 2019’da Hulu’nun süresi dolunca haklar bir kez daha Anne Rice’a döndü.

** Tekrardan harekete geçen Anne Rice (ve oğlu Christopher Rice), The Vampire Chronicles ve Lives of the Mayfair Witches kitap serilerinin uyarlama hakları için bu sefer AMC’yle anlaşma sağladı. Nihayet bu sefer uyarlama gerçeğe dönüştü (ama Rice, 2021’de vefat ettiği için görememiş oldu). Mayfair Witches‘in dizi uyarlaması ise 5 Ocak’ta yine AMC’de (ve AMC+’ta) başlıyor.

Lestat ve Louis

Claudia

Konusu:

1910’un komşuluğunda, New Orleans’ın Storyville bölgesindeyiz. Romanda da olduğu gibi Louis de Pointe du Lac (Jacob Anderson), Lestat de Lioncourt (Sam Reid) ve yakın gelecekte aralarına katılacak çocuk vampir Claudia’nın (Bailey Bass) epik aşk, kan ve ölümsüzlük merkezli hikâyeleri gazeteci Daniel Molloy (Eric Bogosian) üzerinden anlatılıyor.

İlk bölümle birlikte Louis’in yıllar önce yolunun kesiştiği Daniel’ın karşısına bir kez daha çıktığına tanık oluyoruz. 100 yılı aşkın süredir vampir olan Louis, başından geçenlerle ilgili bir röportaj vermeye başlıyor.

Not:

+ Romanın hikâyesi kronolojik olarak 1791’le başlayarak Louis’in sözcükleriyle yakın zamana doğru ilerliyor. Beyaz ırka mensup olan Louis, Afrikalı kölelerin çalıştığı ekili alanlara sahip zengin bir adam. Filmde de keza bu şekilde.

+ Dizide ise Louis (ve Claudia) siyah bir karakter. Ailenin zenginliği bu sefer seks işçiliğinden geliyor. Kitapta açıkça verilmeyip hissettirilen, filmde neredeyse olmayan homoseksüel ögeler dizide kendisine açıktan yer buluyor.

+ Kitapta Louis’in röportaj verdiği gazeteci karakter daha genç, hatta genelde “The Boy” şeklinde hitap ediliyor. Dizide ise Louis’le yıllar sonra karşılaşan, vampir olduğu gerçeğinin farkında olan orta yaşı biraz geçkin bir karakter karşımızda.

Yorum:

Interview with the Vampire’ın kitabını okuduğum için dizi uyarlamasını merakla bekliyordum. Beklediğimi aldığımı söyleyebilirim.

Vampir edebiyatı açısından kendi döneminin öncülerinden birisi olmakla birlikte günümüzde artık daha tanıdık kaçıyor haliyle. Bu da sorun değil bana kalırsa. Zira dizi, 1910’lı yılların New Orleans’ını arkasına aldığı karanlık atmosferiyle izleyiciyi yine de yakalamayı başarıyor. Olmuşken böyle olsun, diye düşündürttüğü oldu.

Meraklısı için dizi/kitap/film arası farklar az çok dikkat dikkat çekebiliyor. Louis’in siyah bir karaktere dönüştürülmesinin ya da Louis-Lestat ilişkisinin daha derinlemesine işlenmesinin birçok farklı kapı açtığı söylenebilir. Vampir olmaktan derin bir zevk alan Lestat ile kendi doğasını yeterince kabullenemeyip içindeki insanlığa tutunan Louis’in birbirinin zıttına gitmesi, yeri geldiğinde evli çift gibi kavga etmesi dizinin bel kemiği zaten. Louis ile gazeteci Daniel’ın karşılıklı sahneleri de neredeyse Lestat tarafı kadar zevk veriyor bana. Bu tarafın diyalog ağırlıklı geçmesi hem sıkmadı hem de daha estetik bir bakış açısıyla veriyorlar resmen.

Başrollerden Sam Reid’i The Newsreader’la tanıyıp beğenmiştim. Lestat karakterini daha çok sevdiğim için özellikle onun performansını görmek istiyordum, altından kalkmış. Çoğu kişinin Game of Thrones’la bildiği Jacob Anderson’ı da beğendim. En azından ilk 3 bölüm itibarıyla yan karakter ağırlığı az olan işlerden birisi, dolayısıyla ikisine daha çok eğiliyorlar. Kitabın önemli karakterlerinden Claudia’nın da dahil olmasıyla ana karakterlerin sayısı bir artacak. Umarım dizinin devamı da başladığı ayarda tatmin edici ilerler ve elindeki malzemeyi güzel kullanır.

Interview with the Vampire dizisi de böyle yani. İyi seyirler.