Warner Media’nın yeni dijital platformu HBO Max, 27 Mayıs’taki açılışıyla birlikte orijinal yapım projelerini yayına almaya başladı. Bunlardan birisi de romantik komedi türündeki antoloji dizisi Love Life oldu.

İlk sezonu 10 bölümden oluşan dizi, yayın hayatını üç hafta içinde tamamladı. Dizinin her sezonunda bir ana karakterin aşkı arayışı anlatılıyor. Birinci sezonunda başrolde Anna Kendrick’i bulunduran Love Life, ikinci sezon onayını bir süre önce aldı ve gelecek sezonunda yeni bir başrolle yoluna devam edecek. Birinci sezonun kadrosunda Zoë Chao, Sasha Compère, Peter Vack, Scoot McNairy, Hope Davis, John Gallagher Jr., Gus Halper ve Kingsley Ben-Adir gibi isimler de yer alıyor.

Sam Boyd‘un (Stan Against Evil) senarist ve yönetmen olarak görev aldığı Love Life’ın yapımını Paul Feig (A Simple Favor) ve Jessie Henderson (Other Space) üstlendi.

Love Life’ın her bölümünde bahsi geçen ana karakterin ilişkilerinden birisine odaklanılarak ilerleniyor aynı zamanda. Hatta bölümler arasında belli zaman atlamalarına başvurulduğu da oluyor ve böylece günümüze doğru yaklaşılıyor. Darby Carter, iş hayatında beklediği ölçüde yukarıda olmasa da bir şekilde hayatını devam ettirebilen, azimli, yetenekli ve ilişkilerinde şimdiye kadar istediğini bulamamış bir kadın. Ancak yine de aşktan tamamen vazgeçmemiş ve şansını denemeye devam ediyor.

Yaklaşık yarım saat süren bölümler birbiriyle iç içe geçmiş olarak da ilerliyor. Yani anlatılan ilişkinin sona ermesiyle karakterlerin en azından bir kısmını geride bırakmıyoruz. Ayrıca Darby’nin yakın arkadaşları, ailesi de hikayenin içinde yer alarak kendilerine zaman buluyor.

Anna Kendrick’le yer aldığı film projelerinde denk geldiğimiz oluyor zaman zaman. Yakın denebilecek zamanda A Simple Favor ve Noelle‘de izlemiştim. Bunda yer alması bonus oldu. Bölümlerin yaklaşık yarım saat civarı sürmesi de işime geldi.

Diziye devam ettikçe alıştım diyebilirim. Darby’nin hayatındansa bölümlük ilerleyen ilişkiler daha ilgi çekiciydi. Üstelik Darby’yi tamamen masum yapmamaları, yer yer onun da sorunlu tarafta olması daha iyi oldu. Gerçi bölümlerin bir dezavantajı da bazılarını “Aman nasılsa ayrılacaklar birazdan,” düşüncesiyle izlemiş olmam. Hoşuma gidenler de oldu, ciddiye alamadıklarım da. Öte yandan kimi karakterler eşliğinde iç içe ilerlemeleri de fena durmadı. Üstüne yan karakterler kendilerini pek umursayamasam da hikayede gerektiği ölçüde destekleyiciydi.

Love Life, büyük hamlelerde bulunan bir yapım değil, daha hayatın içindenmişçesine ilerlemeyi tercih ediyor. Aralarda gelen zaman atlamaları nedeniyle bazen kopukmuşçasına ilerliyor ama bölümlük ilişkilere odaklanarak ilerlediğimiz için sorun olduğunu düşünmüyorum. Sezonu tamamladığımızda da zaten Darby’nin hikayesi bir çeşit kapanışa ulaşıyor. Daha iyisi de olabilirmiş diye düşündüğüm tarafları oldu ama yine de yeterli bir kapanıştı bana kalırsa. “Bu” olup bitenden daha fazlasını beklemiyordum.

İkinci sezonda farklı bir ana karakterle tekrar görüşmek dileğiyle. Love Life genel olarak böyle bir dizi işte. İyi seyirler.