Lost’un tüm sahnelerinin kronolojik olarak sıralanıp tekrar bölümleştirildiği “Chronologically Lost” projesinden esinlenerek, faydalanarak hazırladığım “Kronolojik Lost” yazı dizisinin 10. ve son bölümüyle karşınızdayım.

Karakterlerin bir kısmını diziyi izlediğimiz süreçte kaybettik, bir kısmını ise dizi bittikten çok çok sonra. Dizi aslında burada böylece bitti. Yani finalimizi yaptık. Karakterlerin Araf’taki hayatlarını izlediğimiz paralel evrene geçmeden önce karakterlere nasıl veda ettiğimizi hatırlayalım:

Boone: John’la birlikte buldukları uçağa tırmanıp içindeki telsizle dış dünyayla iletişim kurmaya çalışırken uçağın dengesini kaybedip düşmesi sonucu hayatını kaybetti.

Shannon: Sayid ile birlikte ormanda yürürlerken adanın diğer tarafından gelmekte olan kuyruk tayfasından Ana Lucia tarafından yanlışlıkla öldürüldü.

Ana Lucia: Michael, hatch’te gözaltında tutulan Ben’i kurtarmak için Ben’e bekçilik yapan Ana Lucia’dan silahı isteyip Ana Lucia’yı öldürdü. Suçu Ben’e atmak niyetindeydi.

Libby: Michael, Ana Lucia’yı öldürürken tesadüfen içeri giren Libby de Michael tarafından öldürüldü.

Charlie: Kurtarma gemisi olduğunu düşündükleri gemiyle iletişime geçebilmek sualtı istasyonundaki yayın blokasyonunu kaldırmak için gönüllü oldu. Desmond’ı ve adadaki arkadaşlarını kurtarabilmek için kendini feda etti.

Michael: Kurtarma gemisinin tayfalarından biri olarak gemide yer alan Michael’ın gemi adaya varmadan gemiyi atlatması gerekiyordu ancak geç kaldı. Gemiye çıkan arkadaşlarının kurtulmasına yetecek kadar patlamayı geciktirdi ancak patlamayla birlikte hayatını kaybetti.

Charlotte: Adanın taşınması sonrası başlayan zaman sıçramalarını bedeni kaldıramadı ve sıçramalar sona eremeden öldü.

John: Jacob, adanın korunabilmesi için adadan gidenlerin geri dönmesi gerektiğini, onların geri getirilebilmesi için de kendisinin ölmesi gerektiğini söylediğinden, John gidenleri geri dönmeye ikna edemeyince bunca zaman yanıldığını ve değersiz olduğunu düşünerek intihar edecekken Ben tarafından öldürüldü.

Daniel: Elektromanyetik istasyonun patlatılarak Oceanic 815’in kaderinin değiştirilebileceğine inanarak istasyonu patlatmak niyetindelerdi. Patlamanın planlama aşamasında Daniel, o sırada bombayı elinde bulunduran annesinin genç hali tarafından vurularak öldürüldü.

Juliet: İstasyonu patlatmaya çalışırlarken patlamaya hazır bomba ile birlikte kazara kuyunun dibine çekilmişti. Kuyunun dibinde bombaya taşla vurup patlatarak arkadaşlarını kurtarmak için kendini feda etti.

Sayid: Adadan kaçmak için bindikleri denizaltıda bomba olduğunu ve yüzeye çıkmak için yeterli zaman olmadığını fark ettiklerinde Sayid bombayı alıp uzağa götürerek arkadaşlarını kurtarma pahasına kendisini feda etti.

Jin ve Sun: Denizaltıdaki patlama sonrası demirlerin arasına sıkışan Sun, hiçbir şekilde oradan kurtarılamayınca Jin de denizaltıda kalmaya karar verip Sun ile birlikte sulara gömüldü.

Jack: Koruyucusu olduğu adayı ve arkadaşlarını kurtarmak, ışığı geri getirmek için hayatını feda etti.

** Hurley, Ben, Bernard, Rose adada kalmaya devam etti ve hayatlarının sonuna kadar adada yaşadılar.

** Kate, Sawyer, Claire, Aaron, Desmond, Penny ada dışında yaşamaya devam etti ve hayatlarının sonuna kadar bir daha adaya dönmediler.


Şimdiye kadar okuduğumuz, yani dizide baştan sonra yaşanan her şey gerçekten yaşandı. Hiçbiri rüya değil. Başından beri ölü de değiller. Ama nihayetinde ölüm kaçınılmaz ve hepsi bir şekilde ölecek ve yola devam edecek. Bu yazıda karakterlerimizin öldükten sonraki zamanlarına atfedilmiş kısımları aktaracağım size.

Oceanic 815 uçağının hiç düşmediği, karakterlerin yolculuklarını sağ salim tamamladığı bir dünyadayız. Hiçbiri öldüğünün ve Araf’ta olduğunun farkında değil. Hepsinin hayatında büyük ya da küçük farklılıklar var. Kader sürekli onları birbirlerinin yoluna çıkartıp duruyor ve onlara geçmişi ve oldukları yeri hatırlatmaya çalışıyor.

Desmond’la başlıyoruz. Kendisi de Oceanic 815 yolcusu bu sefer. Kendisiyle Charles Widmore’un iş bitirici adamı olarak tanışıyoruz. Hiçbir şeyin farkında değil. Widmore’un eşinin düzenlediği bir etkinlikte konser verecek olan Charlie’yi almak için görevlendiriliyor. Charlie uçaktayken ölümden dönmüş ve o sırada Claire ile bazı anılarını görmüş. Gördüğü imgeler yüzünden kafası karışık olan Charlie yolda direksiyonu kırıyor ve ikisinin bulunduğu aracın deniz uçmasına sebep oluyor. Charlie’yi kurtarmak için aracın kapısını açmaya çalışan Desmond, Charlie’nin cama dokunmasıyla “Penny’nin botu değil!” anını ve Penny ile bazı anlarını görüyor. Desmond, Penny’yi bulup onunla el sıkıştığında ikisi de hatırlamaya başlıyor.

Libby, Hurley’yi TV’de gördüğünde onunla ilgili imgeler görüyor ve delirdiğini düşünerek psikiyatri servisine başvuruyor. İzinlerinden birinde Hurley ile karşılaşıyor ve ona yaşadıklarından bahsediyor. Desmond, Hurley’yi bulup ona Libby’yi bulup şansını denemesini söylüyor. Hurley, Libby ile kumsalda piknik randevu ayarlıyor. Adadayken randuvulaşıp hiç yapamadıkları randevunun bir benzerini. Kumsaldayken manzara Libby’ye çok tanıdık geliyor ve bir anda Hurley’yi öpüyor ve ikisi de hatırlamaya başlıyorlar.

Sun ve Jin evli değiller ama gizli bir ilişkileri var. Sun’ın babasının verdiği karanlık işlerin birinde Sun vuruluyor ve ameliyat için hastaneye kaldırılıyor. Başarılı ameliyat sonrası bebeğin durumunu değerlendirmek için Juliet geliyor. Ultrason cihazı ile Sun’ın bebeğini muayene ederken Sun, adadayken Juliet’in kendisini muayene ettiği zamanları hatırlıyor. Bebeği ultrasonda görmeleriyle birlikte Jin ve Sun birlikte hatırlamaya başlıyorlar.

Hurley Sayid’i kaçırıp bir bar çıkışına götürüyor. Sayid’in iyi biri olduğunu, burada olmalarının bir sebebi olduğunu söylüyor. Bardan çıkan Shannon ve Boone’a bir adamın saldırdığını gören Sayid yardım etmek için gidip Shannon’ı düştüğü yerden kaldırıyor. Birbirlerine dokundukları an hatırlamaya başlıyorlar.

Kate yine aynı şekilde tutuklu olarak dedektifle uçaktan iniyor. Bir yolunu bulup dedektifi atlatıyor ve kendisini taksilerden birinin içine atıyor. Bindiği takside gebeliğinin son haftalarında olan Claire de var. Yol üstünde kendisini taksiden atsa da sonra pişman olup geri dönüyor ve onu buluşacağı koruyucu ailenin evine kadar götürüyor.

Evlatlık işleminin iptal olduğunu öğrenince doğum sancıları başlayan Claire, Kate tarafından hastaneye götürülüyor. Ultrasonda anlık bir sorun sonucu gerilince Aaron diye bağıran Claire ve bunu duyan Kate küçük anımsamalar yaşıyorlar. Daha sonra Charlie’nin konser verdiği neredeyse uçaktaki herkesin olduğu bir etkinlikte Charlie’yi görür görmez Claire’in kasılmaları başlıyor. Kate ile birlikte lavaboya giden Claire orada doğuruyor. Doğururken ona yardımcı olan Kate adadayken Claire’in doğumunu yardımcı olduğu anları görüyor ve ikisi de birlikte hatırlamaya başlıyorlar. Claire’i bulmak için gelen Charlie onları lavaboda buluyor. Birbirlerine dokundukları an Charlie de adada birlikte yaşadıkları anları görüyor ve hatırlamaya başlıyor.

Locke havayolu şirketi bıçak setini kaybettiği için kayıp bürosunda beklerken Jack ile tanışıyor. Jack’in de babasının tabutunu kaybetmişler. İşlemler halledilirken tanışıyorlar ve Jack, Locke’a beyin cerrahı olduğunu söyleyip onu isterse muayene edebileceğini söylüyor. Locke şansa inanmadığından gitmiyor. Desmond, arabasıyla Locke’a çarpıp onu hastanelik ediyor. Jack, Locke’ı ameliyat ediyor ve eğer bir operasyon daha yapılırsa yürüyebileceğini söylüyor. Locke reddedip giderken arkasından “Keşke bana inanmış olsaydın!” diyor ve Locke’un ölmeden Jack için yazdığı aynı nottan dolayı Locke anımsar gibi oluyor. Ameliyat olmayı kabul ediyor ve ameliyat başarılı geçiyor. Ameliyat sonrası uyanan John ayağını oynatabildiğini görüyor ve adadaki kaza sonrası ayağını oynatabildiği anı anımsıyor ve her şeyi hatırlamaya başlıyor.

Sawyer, bir dolandırıcı değil, dedektif. Sun’ın davası hakkında bilgi almak için hastaneye geldiğinde doktor Juliet ile karşılaşıyorlar. Juliet ona makinaya sıkışan çikolatasını almasında yardımcı olurken birlikte her şeyi hatırlamaya başlıyorlar.

Kate, geç de olsa konser alanına gelen Jack’e konserin sona erdiğini ama geç kalmadığını söylüyor. Kate onu çok özlediğini söyleyip ona sarılıyor. Jack birlikte yaşadıkları anlardan imgeler görmeye başlıyor ama anlamlandıramıyor. Kate ona birazdan anlayacağını söyleyip onu kiliseye götürüyor. Ona arka kapıdan girmesini, hazır olduğunda devam etmek için onu bekliyor olacaklarını söylüyor. Jack arka kapıdan girdiğinde babasının tabutuyla karşılaşıyor, tabuta dokunduğu an adada yaşadıklarını birer birer görüyor ve hatırlamaya başlıyor.

Babası yanına geliyor ve ona her şeyi açıklıyor. Hepsi her şeyi hatırlıyor ve büyük bir ailenin üyeleri gibi bir araya geliyor. Yaşanılanları arkalarında bırakıp huzurla sonraki aşamaya doğru devam ediyorlar ve kiliseden ayrılıyorlar.

“Hepimiz gerçeğiz. Başınıza şimdiye dek gelmiş olan her şey de gerçek. Kilisede bekleyen onca insan da gerçek. Herkes önünde sonunda bir gün ölecek. Kimisi senden önce öldü, kimisi senden çok çok sonra. Burada “şu an” diye bir kavram yok. Burada herkes bir arada. Burayı, zamanı geldiğinde birbirinizi bulabilmek için siz kendiniz yarattınız. Hayatınızın en değerli zamanları, adadayken birlikte geçirdiğiniz zamanlardı. İşte bu yüzden hepiniz buradasınız. Asla yalnız olmamak için. Hatırlayabilmeniz ve devam edebilmeniz için…” – Christian Shephard