İnternet üzerinden yayın yapan dizi ve film izleme platformu Hulu, geçtiğimiz ayın sonunda bizleri fazlasıyla konuşulan ve konuşturan bir diziyle tanıştırdı: The Handmaid’s Tale. Kanadalı ünlü yazar Margaret Atwood‘un ülkemizde Damızlık Kızın Öyküsü ismiyle yayımlanan aynı adlı romanından küçük ekrana uyarlanan ve kısa bir sürede 2. sezon onayını kapan yapım, Türkiye’de ise Amerika’daki gösterim tarihinden 1 gün sonra altyazılı olarak BluTV‘ye ekleniyor.
Buraya kadar olan kısım ilginizi mi çekti? O zaman gelin, sizin için hazırladığımız tanıtım yazısının aşağısına da bir göz atın. Bakalım bizleri fazlasıyla karamsar bir gelecekle başbaşa bırakan ve hem eleştirmenlerden, hem de seyircilerden tam not almayı başaran The Handmaid’s Tale, şans verilecek diziler listenize girmeyi başarabilecek mi?
KONUSU
Yakın, distopik bir gelecekte Amerika Birleşik Devletleri’nde rejim değişmiş, ülke totaliter ve köktendinci bir ekip tarafından yönetilmeye başlamıştır. Yeni yönetim şekline göre kadınların çocukları Dikkat, ispiyon!
Yakalanan muhalif kadınların bir kısmı ülkenin yüksek rütbeli kumandanlarına hizmetçi olarak verilmekte ve onların malı gibi görülmektedir. Hizmetçi adı altında evlere dağıtılan bu kadınlardan beklenen asıl şey, evinde yaşadıkları kumandanlardan hamile kalıp mümkün olduğu kadar çok çocuk doğurmalarıdır. Fakat son yıllarda neredeyse sıfıra düşen doğum oranları, hamile kalmanın iyice zorlaştığını ortaya koymaktadır.
İşte The Handmaid’s Tale, yukarıda bahsettiğimiz hizmetçi kadınlardan biri olan ve korkunç bir hayatın üstesinden gelmeye çalışan Offred’in hikayesini anlatmaktadır.
KARAKTERLER VE OYUNCULAR
- Offred: Yukarıda da ismini geçirdiğimiz Offred, yakın bir zamana kadar kocası, kızı ve arkadaşlarıyla özgür ve mutlu bir hayat sürmekteydi. Değişen rejimle birlikte ismi de dahil olmak üzere elindeki her şeyi kaybeden karakterimiz, artık izin almadan sokağa çıkma hakkına bile sahip değildir. Bu rolde, Elisabeth Moss‘u görüyoruz. Altın Küre (Golden Globe) sahibi oyuncumuzu Mad Men ve Top of the Lake gibi kaliteli dizilerden de tanıyor olabilirsiniz.
- Fred Waterford: Offred’in evinde kaldığı yüksek rütbeli kumandandır. Fred, ayın belirli günlerinde karısı da oradayken Offred’le cinsel ilişkiye girmektedir. Bu rolde, Shakespeare in Love‘daki performansıyla zamanında BAFTA adaylığı elde eden Joseph Fiennes‘ı görüyoruz. Oyuncumuzu, American Horror Story: Asylum‘dan da tanıyor olabilirsiniz.
- Serena Joy Waterford: Kumandan Waterford’un eşidir. Serena, soğuk ve sert bir kadındır. Bu rolde, Yvonne Strahovski‘yi görüyoruz. En iyi olarak Chuck’tan tanıyabileceğiniz oyuncumuz daha sonra Dexter ve 24: Live Another Day‘de karşımıza çıktı.
- Ofglen: Offred’in alışveriş partneridir. Hizmetçilerin tek başına sokağa çıkmalarına izin verilmediği için her yere partnerleriyle gitmek zorundalardır. Bu rolde, Alexis Bledel‘ı görüyoruz. Hiç kuşkusuz ki oyuncumuzu en iyi olarak Gilmore Girls’den tanıyoruz.
- Ofwarren: Offred’le aynı yerde eğitim alan Ofwarren, dikbaşlı olması ve sözünü sakınmamasından dolayı geldiği gün işkenceye maruz kalmış ve sağ gözünü kaybetmiştir. Bu rolde, Madeline Brewer‘ı görüyoruz. Oyuncumuzu, Orange Is the New Black ve Hemlock Grove gibi Netflix dizilerinden de tanıyor olabilirsiniz.
- Lydia: Kumandanların evlerine dağıtılmadan önce hizmetçilere eğitim veren kişidir. Kızlar tarafından Lydia Teyze olarak bilinen karakterimiz, fazlasıyla acımasızdır. Bu rolde, Ann Dowd‘ı görüyoruz. Oyuncumuzu, The Leftovers ve Masters of Sex’ten de tanıyor olabilirsiniz.
- Nick: Kumandan Waterford’un şoförüdür. Bu rolde, Max Minghella‘yı görüyoruz. Oyuncumuza The Mindy Project’ten de aşina olabilirsiniz.
- Moira: Offred’in üniversiteden beri en yakın arkadaşıdır. Moira ve Offred, hizmetçilik için eğitim aldıkları sırada aynı yere düşmüşlerdir. Bu rolde, Samira Wiley‘i görüyoruz. Oyuncumuzu, Orange Is the New Black’ten de tanıyor olabilirsiniz.
- Luke: Offred’in kocasıdır. Geçmişe döndüğümüz sahnelerde karşımıza çıkan Luke, artık Offred’in eski hayatında kalmış bir anıdır. Bu rolde, O-T Fagbenle‘i görüyoruz. Oyuncumuzu, Looking ve The Interceptor’dan da tanıyor olabilirsiniz.
SON SÖZ
İlk sezonu 10 bölüm olarak planlanan ve son olarak 4. bölümünü arkasında bırakan The Handmaid’s Tale, bana göre sezonun ilgi çekici ve sağlam dizilerin biri. Eğer daha ilk bölümünden sizi ele geçirecek kaliteli bir yapım arayışı içindeyseniz, kesinlikle bu diziye şans vermenizi öneririm. Yalnız dizileri haftalık olarak değil de peşpeşe izlemeyi seven ekiptenseniz, The Handmaid’s Tale’e sezonu bittikten sonra başlamanızı tavsiye ederim. Bizim için beklemek biraz zor oluyor
yorumlar
Biraz ağır bir bölüm olmuş. Kastettiğim temposu değil bu arada.
2×8’i izlemedim daha ben ama bu sezon ilk sezonun biraz altında gidiyor bana kalırsa. Sezona ilk girişi çok iyidi sonradan bölümler çok doldurma gelmeye başladı. Yer yer sarmadı değil sadece Flashback ile beslenerek bölümler gereksiz derecede 55 dakika civarı yapılıyor. Bazen hiç merak etmediğim flashback de olunca sanki bölümler akmıyor gibi geliyor. Flashbacki kaldırsan diziden ortalaması herhalde 38 veya 40 dakikaya falan düşecek yani o derece fazla. Bilmiyorum dendiği gibi 10 sezon falan yapılırsa sıkıntı benim için sonunu göremeyebilirim.
2×10 üzerine:
Umarım yapmamışsınızdır. Lütfen yapmamış olun.
2×11 üzerine:
Her şey iyi hoş da biraz daha hızlı gitse daha güzel olacak. Ayrıca malum konuk oyuncunun sesine sağlık.
Sezonun geneline oranla daha iyi bir bölümdü ama halinde yine de var bir kabızlık tabii. Kaldı 1 bölüm.
Aslında güzel bölüm olmasına rağmen benim için hayal kırıklığı oldu biraz. Twitter’da 8.bölümle ilgili o kadar çok yorum geldi ki önüme. Dedim herhalde son yılların en ağır bölümünü yayınladılar. Dramatik bir sahneydi tabii,
Dizi hoşuma gitse de sezonu bir an önce bitirip aradan çıkarmak istiyorum. Çünkü zaten çok ağır ciddi bir dizi, bunların üstüne 13 bölümün çoğu da 55 58 dakika olunca fenalık geliyor bazen.
Umarım Yvonne Strahovski bu bölümle birlikte ödüllerde adaylıkları(mümkünse ödülü) garantilemiştir, zirveleri oynuyor bu sezon.
yvonne strahovski ile ilgili yorumları gördükçe heyecanlanıyorum. sonunda karakterine verilmesi gereken ağırlığı verdiler demek çok mutlu oldum.
12 monkeys bitsin sırada humans var ama önceye bunu alabilirim.
S02E10
İzlemesi zor bölümlerden biriydi, üzen sahneler de vardı. 13 Bölüm arasında dengeyi tutturmak gerçekten zor iş. 6.bölümü de sayarsak sezonun en iyi bölümüydü.
Sezonun en sevdiğim bölümü bu oldu. Birçok şey için bu bölümü beklemişler sanki. Yvonne Strahovski’ye ve Elizabeth Moss’a sevgiler.
Dizinin yürütücüsü Bruce Miller 10 sezonluk planlamamız var diyordu. Bu sezonu izledikten sonra gerçekten de böyle düşündüğünü anladım. Sezon için hayal kırıklığı demek haksızlık olur ama en azından 1.sezon seviyesinde olmadığını söyleyebilirim.
En büyük sıkıntılardan biri sezonun 13 bölüm sürmesiydi. Geçen sezon gibi 10 bölüm sürseydi bile sıkıntı çıkardı, konu bir yerden sonra tıkanıp döngüye girmeye başladı. Elizabeth Moss kameraya isyankar bir bakış atıyor
Sezonun genelinden memnun olmasam da tek tek baktığımızda çok güzel bölümler de vardı. 6. bölüm en beğendiklerimden biriydi, sonrasında 8. 9. ve 10.bölümler arka arkaya sezonun en iyileriydi.
Sezonun en büyük artısı karakter gelişimi açısından Serena oldu. Sezon başında beklediğim gelişmelerden biri değildi, çok iyi işlediler Serena kısımlarını. Umarım Yvonne Strahovski’ye de hak ettiği değeri verirler, sezonun en iyilerinden biriydi.
Ya şu diziyi o kadar izlemek istiyorum ki bunun için kodumun Blu tv’si ne para vermem lazım verebilecek olanan var veremeyecek olan var. Başka nereden izlenir Bilmiyorum.
@oktay_1907 Malum bir yerde altyazı var birşeyden temin etmek gerekiyor
@Tillhardbottle Malum bir yer de altı yazı var bir yerden temin etmek gerekiyor derken? Özelden yazarmısın?
@oktay_1907: Özelden yazamıyorum size sebebini çözemedim, siz yazın cevaplayayım.
@Tillhardbottle ben de özelden yazamıyorum.
@Tillhardbottle Teknik abilerde bir şeyler yazdım şimdi sana.
2. Sezon:
İlk sezonu oturup iki kere izlemiş biri olarak bu sezon beni biraz darladı ya! Her şey çok ağır ilerledi sanki. Evet, keşke 13 değil de yine 10 bölüm olsaymış.
Aklımdan geçenleri @Vesper şu yorumunda çok güzel anlatmış deyip kolaya kaçayım.
@aytackara Hatırlıyorsan eğer o 2×10’daki yorumunu ne için yazmıştın?
@aytackara Heh tamam, merak ettiydim.
Danke.
2. sezonu bitirdim ancak ben de bittim diyebilirim. 13 bölüm + 50 dakika ve üstü bölümler + yaz sıcakları + ağır akmasını sayarsak baya zorlandım izlerken. Diziyi seviyorum ama bu sezon olmamış gibi geldi bana.
Gelecek sezonda görüşürüz, umarım 13 bölüm olmaz. Ben de elimden geldiğince toplu izlememeye çalışacağım.
2. sezon final:
Yeni bitirdim son 3 bölümü. Son bölümden beklentim yüksekti, ama yine de beğendim. Olaylar bi sonraki sahneyi tahmin ettiğim şekilde ilerledi, sonu da beklediğim gibi bitti. Açıkçası ilk sezonu çok beğenmiş, 2de biraz kendini tekrar ettiğini düşünmeye başlamıştım. Fakat bittikten, ve 2ci sezonda izlediğim olaylardan sonra fikrimi değiştirdim. Aslında anlattığının sadece gösterdiklerinden ibaret olmadığı kanısına vardım. Kadının ve kadın olmanın tarih boyunca neredeyse aynı seyirde, fakat farklı şekilde aksettirilmesi mesela. Yazacak şey çok, nitekim kendini tekrar ettiğinden yakınsam da, tarih bile tekerrürden ibarettir diyelim
ps: Moss bu sezon veda eder diyordum. Kalıcı gibi. Yeni sezon anlaşmasında filan var mı, haberi çıktı mı?
2×05 aunt lydia: i was a smoker too, once upon a time.
2. sezonu genel olarak beğendim. sıkıldığım sahne sayısı çok azdı. çünkü genel olarak ortaya koydukları hikayeden, karakterlerden kesitler izlemeyi seviyorum, bu kadarına razıyım. ama isterlerse bu diziyi 10 sezon devam ettirebileceklerini de görmüş olduk. belli ki sezonlarca bol bol kendisini tekrarlayacak. umarım söyledikleri gibi 10 sezon olmaz. bu dizinin belli kaliteyi o kadar süre sürdürmesi zor.
serena ve june arasındaki kompleks ilişkiyi iyi kullandılar bu sezon, oyuncular da hakkını iyi verdiler sağ olsunlar, ama artık doygunluk noktasına gelecek seviyede yerinde saydırdılar. hiç mi ilerleme kaydedilmez arkadaş. serena’nın istediğim noktaya gelmesi bayaa alacak bu gidişle. neler beklemiştim ondan. beklediğimin yüzde biri ilerleme kaydedemedi. sezon finalinde yaşanılanlar da olmasa umudumu kesecektim. umarım yaşananlar dolayısıyla yeni sezonda daha güçlü daha planlı bir serene june ilişkisi izleriz. biraz da ilerleme kaydedelim lütfen.
Bradley Whitford geri dönüyormuş. Ana karakter.
Hayalimde
Neyse ya bitti ömür törpüsü. Seneye hafta hafta mı gitsem diye düşünüyorum ama öyle yaparsam kesin 2-3 bölüm sonunda terk ederim herhalde diziyi. Du bakalım.
Margareth Atwood devam kitabı yazıyormuş. Eylül 2019’da çıkacakmış. İlk kitabın 15 yıl sonrasında, üç kadının merkezinde olduğu.
İlk kitap sanki çok final gibi bitmemişti, iyi olmuş.
Deniz Gamze Ergüven, 3. sezonda yönetmenlik yapacakmış.
ooooo helaal.
nihayet, kendimi jiletlemeden 2. sezonu bitirdim… şu penguen kılıklı kadına daha ne kadar dayanırım bilmiyorum…
Christopher Meloni ve Elizabeth Reaser kadroda.
Season 3 Teaser (Super Bowl Commercial)
Poster
Tee 5 Haziran’da başlayacağı için bu seneki Emmy’de yokmuş bu.
Game of thrones korkusu hep bunlar
Yine 13 bölüm yazısını okuyunca otomatik olarak beklentim de düşüyor. O bile fazla da bari 10 bölüme çekin şu diziyi. 1 senede anca izlerim artık yeni sezonu.
Season 3 Trailer
Üstekinin Blu tv’lisi
Türkçe afiş.
Beklendiği üzere üç bölüm birden gelmiş. Fena bir açılış değildi, kendi çapında bir bölümle dönmüş aslında. Serena ve June iyilerdi.
Diğer ikisi ilkinin bir-iki tık aşağısında kaldı gibi ama geçti bir şekilde. İlk sezonu izlerken kötü bir şey olacak mı diye gerilirdim, ikinci sezon o duyguyu yok etti herhalde. Şu an hiç de o modda değilim.
Dileyen 3. sezon ilk iki bölümü sinemada izleyebilir.
İlk bölümü izlemiştim gerçi ama gidebilirim yine de.
3×04 üzerine:
Ay içim şişti. Sıkıcı bir bölümdü. Bazı şeyler başa sarıp duruyor anlayabiliyorum ama yani bizde insanız. En fazla sanırım 1 sezon daha dayanırım ama ondan sonrasını göremiyorum.
İlk sezonu peş peşe izlemediğim için üzülmüştüm sonra ikinci sezonu peş peşe izlemedim diye üzüldüm, o yüzden bu sezonu haftalık bitirmeye karar verdim. 3 bölümü birden verince haftalık tempoya yetişebilmem şimdiyi buldu.
Suyunu çok sıkıyorlar, bu sıkmaları hoşuma gitmiyor, ilk sezondaki kadar iyi değil ama şimdilik 2. sezondan daha iyi gittiğini söyleyebilirim. Süreleri biraz daha kısalırsa güzel olur.
Serena gerçekten iyi oynuyor, gelişimi iyi olan karakterler arasında ama her an eskiye dönebilecekmiş gibi de havası var.
3. sezon ilk 4 bölüm:
ara ara çok bayıyorlar bazı sahnelerde yavaşlıklarıyla ama karakter dramaları olarak ana karakter hariç hala çok iyiler. emily serena moria luke… hepsinin hikayeleri güzel oluşturulmuş. önlerindeki potansiyeli görebilmek sevindirici. tek sıkıntı hikayeyi ana karakteri june olacak şekilde ilerletmeye kendilerini zorlamaları. biraz akışına bıraksalar ve karaktere doğru zamanda doğru şekilde yol verseler çok güzel yerlere ilerleyebilirler. june gittikçe unrealist bir karaktere evriliyor ki böyle güzel bir drama için hiç hiç hoş bir durum değil. neden june diğer handmaidlerden daha önemli sorusuna yanıt veremiyorken onu sürekli kollamak onu süperkahramana dönüştürmek doğru değil. gerekirse hannah’ı serena da kurtarabilir ileride. june devrim yolunda verilmesi gereken ilk kayıplardan. çünkü çok sivrildi. hatta hazır bu kadar sivrilmişken bu sezonun sonunda onu ipte görsek ve bu da tüm kadınlar için bir uyanış olsa hiç fena olmaz. güzel ve aktif bir devrim sezonuyla da diziyi bitirelim pls. 5 6 sezonluk dizi değil bu umarım senarist ve kanal da görür bu gerçeği.
3×05 üzerine
Bu bölüm geçen haftaki bölüme göre daha iyidi en azından biraz daha dolu geçti ama itirazım var. Başa dönmeye gerek var mıydı ?